Ermeni Sevk ve İskanı (1914-1923)

Ermeni tehciri

Emperyalist güçlerin Osmanlı coğrafyasında hâkimiyet kurarak, Osmanlı Devletini parçalama girişimlerine “şark meselesi” ya da “şark politikası” denilmektedir. Burada amaç Osmanlı imparatorluğunu Avrupa’dan çıkarmak ve Anadolu topraklarını paylaşmaktır. 19.yy’dan itibaren daha da hissedilir hale gelen “şark politikaları” başta Rusya olmak üzere İngiltere ve Fransa’nın ülke çıkarlarına göre şekillenmiştir. Rusya sıcak denizlere ulaşmak ve boğazları ele geçirmek isterken, İngiltere ve Fransa ekonomik çıkarları için Osmanlı topraklarından pay almayı hedefliyorlardı. Bu ideallerini gerçekleştirmek için Osmanlı toprakları üzerindeki farklı etnik grupları kışkırtarak, para ve isyan araçları ile donatarak isyana teşvik etmekte idiler.

Osmanlı devlet bünyesinde millet-i sadıka olarak adlandırılan Ermeniler ile Osmanlı imparatorluğu arasında siyasi, kültürel, ekonomik vb. açıdan herhangi bir sorun yoktu. Buna rağmen 18.yy’dan itibaren Ermeniler Osmanlı Devletine karşı isyana kalkışmış ve ihanet etmeye başlamıştır. Bu isyanların arka planına bakıldığında “şark politikalarını” gerçekleştirmek isteyen emperyalist güçlerin güç mücadelesi görülmektedir. İşte Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde Ermenilerin bulunduğu coğrafyalarda yaşanan olaylar ve bu olaylara karşı alınan önlemler “Ermeni meselesi” olarak ifade edilmektedir. Gerçekte “Ermeni Meselesi” şark politikaları sonucu oluşturulan suni ve siyasi bir gündemdir.

Kuruluşundan itibaren çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı Devleti kendi çatısı altındaki farklı milletlere karşı adil davranmayı daima gözetmiştir. Bu milletlerden biri de Ermeniler idi. Ermeniler ile ilk ilişkiler Fatih zamanında gerçekleşmiştir. Fatih Sultan Mehmet, Bursa’da bulunan Ermeni Patriğini İstanbul’a getirterek, İstanbul’da bir Ermeni Patrikhanesi kurdurtmuş böylece İstanbul, Ermeniler için dini ve milli merkezleri haline gelmiştir. Kendi kiliseleri, okulları, yetimhaneleri, mahkemeleri olmuş, kendi dinlerini ve dillerini koruyup geliştirme imkanına sahip olmuşlardır. Ayrıca ticaret, sanayi ve zanaat ile ilgilenerek refah ve zenginliğe kavuşan Ermeniler, Osmanlı toplumunun da güvenini kazanarak “Milleti-i Sadıka” olarak adlandırılmışlardır.

Osmanlı İmparatorluğunda huzur ve refah içinde yaşayan Ermenilerin bir sorun haline gelmesini tetikleyen temel etkenleri şöyle sıralayabiliriz.

Ø  Fransız ihtilali ile yayılan milliyetçilik akımları

Ø  Ermeni Patrikhanesi ve din adamlarının tahrik edici davranışları

Ø  Osmanlı Devletinin dağılmaya yüz tutması

Ø  Sömürge mücadelelerine girmiş Avrupa devletlerinin çıkarlarının Osmanlı toprakları üzerinde kesişmesi vb. nedenler Ermeni sorununun oluşumunda temel etkendir.

1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında pek çok Ermeni Rus ordusuna katılarak Osmanlı Devletine karşı savaşmış pek çok Ermeni de Rusya’ya göç etmişti. Bu durum 1877-78 Osmanlı Rus savaşına kadar devam etmiştir. Savaş sonunda imzalanan Ayastefanos Anlaşmasının 16. Maddesi Ermeniler lehine hükümler ihtiva ediyordu. Ermeni sorunu ilk kez uluslararası bir arenaya taşınmış olmaktaydı. Anlaşma şartlarından hoşnut olmayan İngiltere, Ermenilerin salt Rusların himayesinde kalmasına da tepki gösterince Berlin Anlaşması yapıldı. Berlin Anlaşması ile Ermeni himayesi Rusların elinden alınarak anlaşmayı imzalayan ülkelere paylaştırılıyordu.  Sorun salt Ermenilerin sorunu olmaktan çıkmış Osmanlı toprakları üzerinde çıkarları bulunan Rusların ve İngilizlerin sorunu haline gelmişti. Bu gelişmelerden cesaret bulan Ermeniler yurt içinde ve dışında ihtilalci dernek ve partiler kurmaya başlamışlardır.

Batılı ülkelerin kışkırtma ve maddi destekleri ile harekete geçen Ermeniler sırası ile 1885’de Armenekan, 1887’de Hınçak ve 1890’da Taşnaksutyun komitelerini kurarak bir yandan Ermenileri silahlandırıp, bir yandan çeteler kurdurarak Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmaya teşvik etmişlerdir. Böylece kilise ve din adamları ve batılı güçlerin çıkar politikaları ile teşvik edilip gerekli altyapının sağlanması ile Ermeni isyanları dönemi başlamıştır. Birinci Dünya Savaşına kadar geçen süreçte Ermeniler Osmanlı Bankası baskını, Kumkapı Nümayişi, II.Abdülhamit’e suikast girişimi gibi pek çok isyan hareketinde bulunmuşlardır.

Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı himayesindeki milletler kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederken Ermeniler de bağımsız bir Ermenistan’ın hayalini kurmakta idi. Ermenilerin bu arzularını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen başta Rusya olmak üzere diğer emperyalist güçler bu yönde Ermenilere maddi destek ve silah yardımı yaparak isyan etmelerini teşvik etmiştir.

Birinci Dünya savaşının başlaması üzerine 02 Ağustos 1914 tarihinde Osmanlı Devleti seferberlik ilan ederek Osmanlı vatandaşlarını orduya çağırmıştır. Bu çağrıya uymayan Ermeniler Aralık 1914 tarihinde Rusya’ya göç ederek Osmanlılara karşı savaşmak için çarlık ordusuna katılmıştır. Osmanlı ordusu içindeki Ermeniler ise silah ve cephaneleri ile Rus ordusuna gizlice destek olmakta idi. Ayrıca bir kısım Ermeni de ordudan kaçarak Ermeni çetelerine katılmıştı. Ermeniler askeri yollar dışında sivil kanattan da Ruslara yardım ediyorlardı.  Anadolu’nun pek çok yerinde gizli komiteciler faaliyetlerini arttırmışlar bomba imalathaneleri kurup, silah depoları teşkil etmişlerdi. Günahsız masum Müslümanlara saldırılmış pek çok insan vahşice katledilmişti. Ayrıca resmi binalar, asker ve jandarmalara saldırılar düzenliyorlardı.

Osmanlı ordusuna karşı savaşmak için Rus ordusuna katılan Ermeni sayısının bir hayli yüksek olduğu Rus tarihçiler tarafından da teyit edilmektedir. Rus ordusu içinde Ermenilerden oluşan 23 birlik olduğu ve bunların takribi 11.500 askere denk düştüğü belirtilmektedir. Ayrıca Kafkasya’da Çarlık Rusya için gönüllü savaşan 40.000 Ermeni askerin olduğu bilinmektedir. Osmanlı topraklarındaki Ermeniler Rus orduları için casusluk yapmış, Osmanlı ordusunun ikmal ve iletişim yollarına zarar vererek orduyu iki ateş arasında bırakmıştı.

Ermeniler 1915 yılı Nisan ayında Van’da büyük bir isyan başlatmıştı. Memur ve jandarmalar öldürülmüş, karakollara ve Müslüman evlerine baskınlar yapılmıştır. Bu sırada Ruslar da Van’a giden yolları kesmiştir. Gelişen bu olaylar üzerine 09 Mayıs 1915 tarihinde Dahiliye nezareti Van valisine gönderdiği talimat ile Van gölü çevresindeki Ermenilerin bu bölgeden uzaklaştırılması emrini vermiştir. Ancak Van valisi Rus ve Ermeni baskınına daha fazla dayanamayarak 16/17 Mayıs 1915 tarihinde geri çekilmek zorunda kalmış ve şehir Rus ve Ermenilerin eline geçmiştir. Bu sırada Ermeniler bölge halkından pek çok kişiyi öldürmüştür.  

Osmanlı devleti seferberlik ilanı sonrasında artan Ermeni isyanları ve zararlı faaliyetleri karşısında aldığı geçici önlemler ile sorunu çözümleyememiş üstelik Nisan 1915 tarihinde başlayan Van isyanı üzerine daha köklü tedbirler almaya karar vermişti. Buna istinaden 24 Nisan 1915 tarihinde valiliklere ve mutasarrıflıklara genelgeler gönderilmiştir. Genelgeye göre alınan kararlar şunlardır:

  • Ø  Devrimci Ermeni Örgütlerinin (tedhiş komiteleri) kapatılması
  • Ø  Belgelerine el konulması
  • Ø  Komite liderleri ile zararlı faaliyetlerde bulunan Ermenilerin tutuklanması
  • Ø  Askeri mahkemelerde yargılanması kararı alınmıştır.

24 Nisan kararları çerçevesinde Ermeni örgütlerine mensup 2345 kişi tutuklanmıştır. Alınan bu kararların isyanlar karşısında bir savunma önlemi olduğu açıktır. Ermeniler her yıl bu tarihi “sözde soykırım” günü olarak kabul etmektedirler. Oysaki 24 Nisan 1915 tarihinde bir idam dahi yaşanmamıştır. Bu tarihte yapılan tutuklamaların da sevk ve iskan ile ilgisi yoktur.

24 Nisan kararları üzerine Ermenilerin isyan girişimleri daha geniş coğrafyaya yayılarak devam etmiştir. Van isyanının yanı sıra Erzurum, Sivas, Trabzon, Ankara, Adana, Urfa, İzmit, Adapazarı, Bursa, İzmir, İstanbul, Maraş, Halep ve Anadolu’nun pek çok bölgesinde Ermeni isyanları ve terör olayları gerçekleşmiştir. 24 Nisan kararlarına rağmen isyanların devam etmesi üzerine Osmanlı Devleti tek çare olarak yer değiştirme, sevk (tehcir) ve iskan kararını almıştır.

Tehcir kelimesi Arapça hicret kökünden gelmektedir. Kelime göç ettirme, yer değiştirme anlamlarında kullanılmaktadır. Ermenilerin başka bölgelere sevki basit bir yer değiştirme olayı değildir. Sevk sırasındaki rotaları, hangi vasıtalarla nakil edilecekleri, hangi bölgelere yerleşecekleri ve yerleşim bölgelerinin yaşanılır hale getirilmesi daha önceden planlanmıştır. 1915 kararları sadece Ermenilerin tehciri değil bunun yanı sıra sevk edildikleri bölgede iskan edilmelerinin de teminini içermektedir. Dolayısıyla 1915 tehcirini bir sürgün olarak değerlendirmek doğru değildir. Osmanlı devleti Ermenileri sınır dışı etmemiştir. Yine Osmanlı sınırları dâhilindeki başka bir alana yaşamlarını idame ettirecekleri şartları sağlayarak iskân ettirmiştir.

Ermenilerin tehciri fikri ilk olarak Başkumandan vekili Enver Paşanın, Dahiliye Nazırı Talat Paşaya gönderdiği bir şifrede dile getirilmiştir. Bu şifrede Ermeni isyanlarının önlenebilmesi için isyanın olduğu bölgelerdeki Ermenilerin başka bölgelere naklinden söz ediliyordu. Bu şifre tebliğ edildiği sırada Ermeniler İran’da geçici bir Ermeni Devleti kurmuşlardı. Bu şartlarda Osmanlı devletinin acil tedbirler alması gerekiyordu. Bunun üzerine Dahiliye Nazırı Talat Paşa 27 Mayıs 1915 tarihinde Sevk ve İskan Kanun tasarısını Meclisi Vükelaya sunmuştur. 01 Haziran 1915 tarihinde de meclis tarafından onaylanmıştır. Kanun 3 maddeden oluşmaktadır.

Madde 1 Sefer zamanında ordu, kolordu ve tümen komutanları ve bunların vekilleri ve bağımsız bölge komutanları, halk tarafından herhangi bir şekilde hükümet emirlerine, yurt savunmasına, mevcut düzene ve güvenlik işlerine karşı durum alan ve silahla saldıran ve direnenleri görürlerse, hemen askeri kuvvetlerle karşı koyacaklar, saldırı ve direnmeyi kökünden yok etme yolunda yetkili ve yükümlüdürler.

Madde 2 Ordu ve bağımsız kolordu ve tümen komutanları askeri nedenlere dayanan casusluk ve hainliklerini hissettikleri bölge halkını tek tek veya raporlu olarak memleketin diğer bölgelerine gönderebilirler ve oralarda oturtabilirler.

Madde 3 Bu kanun yayınlandığı tarihte geçerlidir. ( 27 Mayıs 1915)

Kanun maddelerine bakıldığında amacın Ermenileri yok etmek değil, isyan etmelerini önlemek olduğu anlaşılmaktadır. Ermenilerin bir arada olmak yerine birbirlerinden uzak yerleşim alanlarında olmaları isyan çıkarmalarını güçleştirecekti. Esasen kanun Osmanlı devleti ve halkını Ermeni taşkınlıkları ve isyanları karşısında korumayı hedefleyen bir “milli nefis müdafaası” dır.

1915 Sevk ve İskan Kanunu Osmanlı sınırları içindeki tüm Ermenilere uygulanmamıştır. Katolik ve Protestan mezhebine ait olanlar ile önemli şehirlerde ve önemli mevkilerde bulunan Ermeniler tehcirden muaf tutulmuştur. Buna mukabil zararlı eylemlerde bulunanlar, isyan çıkaranlar, Ruslarla birlikte hareket edenler özellikle Doğu Anadolu bölgesindeki Ermeniler ile gregoryen mezhebine mensup olanlar kanun kapsamına alınmışlardır.

Osmanlı Devleti, Sevk ve İskan Kanunun uygulamasında titizlik göstermiş, bunu basit bir göç olarak değerlendirmeyerek savaş koşulları içinde olunmasına rağmen belirli bir plan program dahilinde sevki yönetmiştir. Sevk ve iskan kanununun uygulanmasında bazı tedbirler alınmıştır, bunlar:

  • Ø  Tahliye edilen bölgelere hiçbir şüpheli şahıs girmeyecektir
  • Ø  Göç ettirilen Ermeniler istedikleri eşyaları yanlarında götürebileceklerdir
  • Ø Yanlarında götüremeyecekleri eşyaların bozulacak olanları satılacak, bozulmayacaklar ise sahipleri adına korunacaktır
  • Ø  Göç ettirilen Ermeniler mallarını yabancılar hariç istedikleri kişilere satabileceklerdir.

Bu önlemler ile göç ettirilen Ermenilerin malları koruma altına alınıyordu. Ayrıca göç eden Ermeniler, mevcut durumda hangi koşullara sahipseler, göç ettikleri yerde de aynı koşulların kendilerine sağlanması için de gerekli düzenlemeler yapılacaktı. Ermenilerin taşınmaz mallarının ve değerli eşyalarının korunması için gereken önlemlerin sağlanmasında görev alacak komisyonlar kurulmuştur. Sevk sırasında Ermenilerin can ve mal güvenliğinin sağlanması için de ek tedbirler alınmıştır. Yeni yerlerine ulaşıncaya kadar Ermenilerin iaşeleri mülteci tahsisatlarınca karşılanmıştır. Ayrıca hükümet Ermenilerin mali durumu ve ihtiyaçlarını gözeterek gittikleri yerde onlara mal ve toprak dağıtmış, ihtiyaç sahipleri için ev inşa ettirmiştir. Hastalar, kadınlar ve çocuklar trenle diğerleri kağnı arabaları ya da yaya olarak nakil edilmiştir. Her konvoya bir askeri müfreze tayin edilerek yolculuk esnasındaki herhangi bir saldırıya karşı önlem alınmıştır. Tüm güvenlik tedbirlerine rağmen savaş koşullarında olunması nedeni ile yiyecek içecek temininde güçlükler, hijyenin sağlanamaması gibi etmenler ile salgın ve hastalıklar pek çok can kaybına neden olmuştur. Ordunun savaş halinde olması nedeni ile iç güvenliğin yeterince sağlanamaması eşkıya saldırıları, terör olayları neticesinde de pek çok can kaybını doğurmuştur.

Yer değiştirme kanunu çerçevesinde Erzurum, Van ve Bitlis çevrelerinden çıkan Ermeniler; Musul’un Güney kısmı, Zor ve Urfa Sancağına, Adana, Halep, Maraş çevresinden çıkarılan Ermeniler; Suriye’nin doğu kısmı ile Halep’in doğu ve güneydoğusuna yerleştirilmişlerdir. 07 Aralık 1915 tarihinde verilen bir raporda göçe tabi tutulan kişi sayısının 703.000 olduğu ancak yolculuk sırasında çeşitli nedenlerle 300.000 kişinin öldüğü belirtilmektedir.

Birinci Dünya savaşı öncesinde Osmanlı devletindeki mevcut Ermeni nüfusu 1.229.007 olarak belirtilmiştir. McCarty ise bu sayıyı 1.698.303 olarak tespit ederken bu konuda araştırma yapan Samet Mutlu 1914 yılındaki Ermeni nüfusunun 1.667.228 olduğunu belirtmektedir.

1915 yılında Ermeni sevki sırasında yaşamını kaybeden Ermenilerin sayısı her zaman tartışma konusu olmuştur. Ermeni tehcirini sözde soykırım olarak değerlendirenler ölümlerin iki milyona ulaştığını belirtmektedir ki bu sayı gerçeklerden oldukça uzaktır. Üstelik ölen ve öldürülen ayrımının da doğru yapılması gerekir. Savaş koşullarındaki sevkler sırasında hastalıklar, açlık, yaşlılık gibi etmenlerle kayıpların oluştuğu unutulmamalıdır.

Aşağıdaki tablo İstanbul’daki İngiliz büyükelçiliği tarafından hazırlanan ve 1922 yılında Birinci Dünya savaşı sonundaki toplam Ermeni nüfusunu yansıtmaktadır.

ermeni nüfusu

Yukarıdaki paragrafta 1914 yılı Ermeni nüfusunu 1.667.228 olarak tespit eden Samet Mutlu’nun araştırması ile 1922 yılındaki mevcut Ermenilerin sayıları karşılaştırıldığında Ermeni ölümlerinin milyonlar ile ifade edilen rakamlara ulaşmasının imkansız olduğu da anlaşılacaktır.

Birinci Dünya savaşının sona ermesinden sonra tehcire tabi tutulan Ermenilerden dileyenlerin eski ikametlerine dönebilmeleri için bir kararname çıkarılmıştır. 04 Ocak 1919 tarihinde Dahiliye Nazırı tarafından sadarete gönderilen bir yazıda dileyen Ermenilerin geri dönüşlerine izin verilmesi konusunda gereken yerlere talimat verildiği belirtilmektedir.

Birinci Dünya savaşı sonunda imzalanan Mondros ve Sevr Anlaşmaları ile ülkenin doğusunda bir Ermeni devleti kurulması planlanıyordu. Bu amaçla yapılan saldırılar 15. Kolordu komutanı Kazım Karabekir tarafından 30 Ekim 1920’de Kars’ın geri alınması ile sonuçlanmıştır. Bunun üzerine 2/3 Aralık 1920’de Gümrü Anlaşması imzalanmış ve kurulması planlanan Ermeni devleti hayalinden vazgeçilmiştir. 16 Mart 1921 Moskova anlaşması ve 13 Ekim 1921 Kars anlaşmaları ile TBMM Hükümeti Ermeni meselesini kökünden halletmiş oluyordu. İlerde Lozan Anlaşmasında yeniden gündeme gelen Ermenilerin durumu, Türk tarafının sert tepkisi üzerine anlaşma metninde yer almamıştır.

Kaynakça: Ali Demirel, Birinci Dünya Savaş’ında Ermeniler ve Uluslararası Hukuk Açısından 1915 Ermeni Sevk ve İskanı, Uluslararası Çalışmalar Dergisi, Cilt:5 Sayı:1(2021), ss. 52-68

Mesut Erşan, Dünden Bugüne Türk-Ermeni İlişkilerine Genel Bir Bakış ve Ermeni Tehciri, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yakın Tarih Dergisi, 2018 cilt:1 sayı:4

Ülkü Ağırtaş, Ermeni Meselesi (1918-1923), Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl 2007, cilt:4 sayı:7

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adnan Menderes'in İdam İle Sonlanan Trajik Hayat Hikayesi

Türkiye'de Siyasal İslam'ın Kısa Tarihi ( 1923 - 2002 )

Türk Siyasetinin İlk Muhalefet Partisi: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası