Ermeni Sevk ve İskanı (1914-1923)
Osmanlı
devlet bünyesinde millet-i sadıka olarak adlandırılan Ermeniler ile Osmanlı
imparatorluğu arasında siyasi, kültürel, ekonomik vb. açıdan herhangi bir sorun
yoktu. Buna rağmen 18.yy’dan itibaren Ermeniler Osmanlı Devletine karşı isyana
kalkışmış ve ihanet etmeye başlamıştır. Bu isyanların arka planına bakıldığında
“şark politikalarını” gerçekleştirmek isteyen emperyalist güçlerin güç
mücadelesi görülmektedir. İşte Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde
Ermenilerin bulunduğu coğrafyalarda yaşanan olaylar ve bu olaylara karşı alınan
önlemler “Ermeni meselesi” olarak ifade edilmektedir. Gerçekte “Ermeni
Meselesi” şark politikaları sonucu oluşturulan suni ve siyasi bir gündemdir.
Kuruluşundan
itibaren çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı Devleti kendi çatısı altındaki
farklı milletlere karşı adil davranmayı daima gözetmiştir. Bu milletlerden biri
de Ermeniler idi. Ermeniler ile ilk ilişkiler Fatih zamanında gerçekleşmiştir. Fatih
Sultan Mehmet, Bursa’da bulunan Ermeni Patriğini İstanbul’a getirterek,
İstanbul’da bir Ermeni Patrikhanesi kurdurtmuş böylece İstanbul, Ermeniler için
dini ve milli merkezleri haline gelmiştir. Kendi kiliseleri, okulları,
yetimhaneleri, mahkemeleri olmuş, kendi dinlerini ve dillerini koruyup
geliştirme imkanına sahip olmuşlardır. Ayrıca ticaret, sanayi ve zanaat ile
ilgilenerek refah ve zenginliğe kavuşan Ermeniler, Osmanlı toplumunun da
güvenini kazanarak “Milleti-i Sadıka” olarak adlandırılmışlardır.
Osmanlı
İmparatorluğunda huzur ve refah içinde yaşayan Ermenilerin bir sorun haline gelmesini
tetikleyen temel etkenleri şöyle sıralayabiliriz.
Ø
Fransız
ihtilali ile yayılan milliyetçilik akımları
Ø
Ermeni
Patrikhanesi ve din adamlarının tahrik edici davranışları
Ø
Osmanlı
Devletinin dağılmaya yüz tutması
Ø
Sömürge
mücadelelerine girmiş Avrupa devletlerinin çıkarlarının Osmanlı toprakları
üzerinde kesişmesi vb. nedenler Ermeni sorununun oluşumunda temel etkendir.
1828-1829
Osmanlı-Rus savaşı sırasında pek çok Ermeni Rus ordusuna katılarak Osmanlı
Devletine karşı savaşmış pek çok Ermeni de Rusya’ya göç etmişti. Bu durum
1877-78 Osmanlı Rus savaşına kadar devam etmiştir. Savaş sonunda imzalanan
Ayastefanos Anlaşmasının 16. Maddesi Ermeniler lehine hükümler ihtiva ediyordu.
Ermeni sorunu ilk kez uluslararası bir arenaya taşınmış olmaktaydı. Anlaşma şartlarından
hoşnut olmayan İngiltere, Ermenilerin salt Rusların himayesinde kalmasına da
tepki gösterince Berlin Anlaşması yapıldı. Berlin Anlaşması ile Ermeni himayesi
Rusların elinden alınarak anlaşmayı imzalayan ülkelere paylaştırılıyordu. Sorun salt Ermenilerin sorunu olmaktan çıkmış
Osmanlı toprakları üzerinde çıkarları bulunan Rusların ve İngilizlerin sorunu
haline gelmişti. Bu gelişmelerden cesaret bulan Ermeniler yurt içinde ve
dışında ihtilalci dernek ve partiler kurmaya başlamışlardır.
Batılı
ülkelerin kışkırtma ve maddi destekleri ile harekete geçen Ermeniler sırası ile
1885’de Armenekan, 1887’de Hınçak ve 1890’da Taşnaksutyun komitelerini kurarak
bir yandan Ermenileri silahlandırıp, bir yandan çeteler kurdurarak Osmanlı
Devleti’ne karşı ayaklanmaya teşvik etmişlerdir. Böylece kilise ve din adamları
ve batılı güçlerin çıkar politikaları ile teşvik edilip gerekli altyapının
sağlanması ile Ermeni isyanları dönemi başlamıştır. Birinci Dünya Savaşına
kadar geçen süreçte Ermeniler Osmanlı Bankası baskını, Kumkapı Nümayişi,
II.Abdülhamit’e suikast girişimi gibi pek çok isyan hareketinde bulunmuşlardır.
Birinci
Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı himayesindeki milletler kendi çıkarları
doğrultusunda hareket ederken Ermeniler de bağımsız bir Ermenistan’ın hayalini
kurmakta idi. Ermenilerin bu arzularını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak
isteyen başta Rusya olmak üzere diğer emperyalist güçler bu yönde Ermenilere
maddi destek ve silah yardımı yaparak isyan etmelerini teşvik etmiştir.
Birinci
Dünya savaşının başlaması üzerine 02 Ağustos 1914 tarihinde Osmanlı Devleti
seferberlik ilan ederek Osmanlı vatandaşlarını orduya çağırmıştır. Bu çağrıya
uymayan Ermeniler Aralık 1914 tarihinde Rusya’ya göç ederek Osmanlılara karşı
savaşmak için çarlık ordusuna katılmıştır. Osmanlı ordusu içindeki Ermeniler
ise silah ve cephaneleri ile Rus ordusuna gizlice destek olmakta idi. Ayrıca
bir kısım Ermeni de ordudan kaçarak Ermeni çetelerine katılmıştı. Ermeniler
askeri yollar dışında sivil kanattan da Ruslara yardım ediyorlardı. Anadolu’nun pek çok yerinde gizli komiteciler
faaliyetlerini arttırmışlar bomba imalathaneleri kurup, silah depoları teşkil
etmişlerdi. Günahsız masum Müslümanlara saldırılmış pek çok insan vahşice
katledilmişti. Ayrıca resmi binalar, asker ve jandarmalara saldırılar
düzenliyorlardı.
Osmanlı
ordusuna karşı savaşmak için Rus ordusuna katılan Ermeni sayısının bir hayli
yüksek olduğu Rus tarihçiler tarafından da teyit edilmektedir. Rus ordusu
içinde Ermenilerden oluşan 23 birlik olduğu ve bunların takribi 11.500 askere
denk düştüğü belirtilmektedir. Ayrıca Kafkasya’da Çarlık Rusya için gönüllü
savaşan 40.000 Ermeni askerin olduğu bilinmektedir. Osmanlı topraklarındaki
Ermeniler Rus orduları için casusluk yapmış, Osmanlı ordusunun ikmal ve iletişim
yollarına zarar vererek orduyu iki ateş arasında bırakmıştı.
Ermeniler
1915 yılı Nisan ayında Van’da büyük bir isyan başlatmıştı. Memur ve jandarmalar
öldürülmüş, karakollara ve Müslüman evlerine baskınlar yapılmıştır. Bu sırada
Ruslar da Van’a giden yolları kesmiştir. Gelişen bu olaylar üzerine 09 Mayıs
1915 tarihinde Dahiliye nezareti Van valisine gönderdiği talimat ile Van gölü
çevresindeki Ermenilerin bu bölgeden uzaklaştırılması emrini vermiştir. Ancak
Van valisi Rus ve Ermeni baskınına daha fazla dayanamayarak 16/17 Mayıs 1915
tarihinde geri çekilmek zorunda kalmış ve şehir Rus ve Ermenilerin eline
geçmiştir. Bu sırada Ermeniler bölge halkından pek çok kişiyi öldürmüştür.
Osmanlı
devleti seferberlik ilanı sonrasında artan Ermeni isyanları ve zararlı
faaliyetleri karşısında aldığı geçici önlemler ile sorunu çözümleyememiş
üstelik Nisan 1915 tarihinde başlayan Van isyanı üzerine daha köklü tedbirler
almaya karar vermişti. Buna istinaden 24 Nisan 1915 tarihinde valiliklere ve
mutasarrıflıklara genelgeler gönderilmiştir. Genelgeye göre alınan kararlar
şunlardır:
- Ø Devrimci Ermeni Örgütlerinin (tedhiş
komiteleri) kapatılması
- Ø Belgelerine el konulması
- Ø Komite liderleri ile zararlı
faaliyetlerde bulunan Ermenilerin tutuklanması
- Ø Askeri mahkemelerde yargılanması
kararı alınmıştır.
24
Nisan kararları çerçevesinde Ermeni örgütlerine mensup 2345 kişi
tutuklanmıştır. Alınan bu kararların isyanlar karşısında bir savunma önlemi
olduğu açıktır. Ermeniler her yıl bu tarihi “sözde soykırım” günü olarak kabul
etmektedirler. Oysaki 24 Nisan 1915 tarihinde bir idam dahi yaşanmamıştır. Bu
tarihte yapılan tutuklamaların da sevk ve iskan ile ilgisi yoktur.
24
Nisan kararları üzerine Ermenilerin isyan girişimleri daha geniş coğrafyaya
yayılarak devam etmiştir. Van isyanının yanı sıra Erzurum, Sivas, Trabzon,
Ankara, Adana, Urfa, İzmit, Adapazarı, Bursa, İzmir, İstanbul, Maraş, Halep ve
Anadolu’nun pek çok bölgesinde Ermeni isyanları ve terör olayları
gerçekleşmiştir. 24 Nisan kararlarına rağmen isyanların devam etmesi üzerine Osmanlı
Devleti tek çare olarak yer değiştirme, sevk (tehcir) ve iskan kararını
almıştır.
Tehcir
kelimesi Arapça hicret kökünden gelmektedir. Kelime göç ettirme, yer değiştirme
anlamlarında kullanılmaktadır. Ermenilerin başka bölgelere sevki basit bir yer
değiştirme olayı değildir. Sevk sırasındaki rotaları, hangi vasıtalarla nakil
edilecekleri, hangi bölgelere yerleşecekleri ve yerleşim bölgelerinin yaşanılır
hale getirilmesi daha önceden planlanmıştır. 1915 kararları sadece Ermenilerin
tehciri değil bunun yanı sıra sevk edildikleri bölgede iskan edilmelerinin de
teminini içermektedir. Dolayısıyla 1915 tehcirini bir sürgün olarak
değerlendirmek doğru değildir. Osmanlı devleti Ermenileri sınır dışı
etmemiştir. Yine Osmanlı sınırları dâhilindeki başka bir alana yaşamlarını
idame ettirecekleri şartları sağlayarak iskân ettirmiştir.
Ermenilerin
tehciri fikri ilk olarak Başkumandan vekili Enver Paşanın, Dahiliye Nazırı
Talat Paşaya gönderdiği bir şifrede dile getirilmiştir. Bu şifrede Ermeni
isyanlarının önlenebilmesi için isyanın olduğu bölgelerdeki Ermenilerin başka
bölgelere naklinden söz ediliyordu. Bu şifre tebliğ edildiği sırada Ermeniler
İran’da geçici bir Ermeni Devleti kurmuşlardı. Bu şartlarda Osmanlı devletinin
acil tedbirler alması gerekiyordu. Bunun üzerine Dahiliye Nazırı Talat Paşa 27
Mayıs 1915 tarihinde Sevk ve İskan Kanun tasarısını Meclisi Vükelaya sunmuştur.
01 Haziran 1915 tarihinde de meclis tarafından onaylanmıştır. Kanun 3 maddeden
oluşmaktadır.
Madde
1 Sefer
zamanında ordu, kolordu ve tümen komutanları ve bunların vekilleri ve bağımsız
bölge komutanları, halk tarafından herhangi bir şekilde hükümet emirlerine,
yurt savunmasına, mevcut düzene ve güvenlik işlerine karşı durum alan ve
silahla saldıran ve direnenleri görürlerse, hemen askeri kuvvetlerle karşı
koyacaklar, saldırı ve direnmeyi kökünden yok etme yolunda yetkili ve
yükümlüdürler.
Madde
2 Ordu ve
bağımsız kolordu ve tümen komutanları askeri nedenlere dayanan casusluk ve
hainliklerini hissettikleri bölge halkını tek tek veya raporlu olarak
memleketin diğer bölgelerine gönderebilirler ve oralarda oturtabilirler.
Madde
3 Bu kanun
yayınlandığı tarihte geçerlidir. ( 27 Mayıs 1915)
Kanun
maddelerine bakıldığında amacın Ermenileri yok etmek değil, isyan etmelerini
önlemek olduğu anlaşılmaktadır. Ermenilerin bir arada olmak yerine
birbirlerinden uzak yerleşim alanlarında olmaları isyan çıkarmalarını
güçleştirecekti. Esasen kanun Osmanlı devleti ve halkını Ermeni taşkınlıkları
ve isyanları karşısında korumayı hedefleyen bir “milli nefis müdafaası” dır.
1915
Sevk ve İskan Kanunu Osmanlı sınırları içindeki tüm Ermenilere uygulanmamıştır.
Katolik ve Protestan mezhebine ait olanlar ile önemli şehirlerde ve önemli
mevkilerde bulunan Ermeniler tehcirden muaf tutulmuştur. Buna mukabil zararlı
eylemlerde bulunanlar, isyan çıkaranlar, Ruslarla birlikte hareket edenler
özellikle Doğu Anadolu bölgesindeki Ermeniler ile gregoryen mezhebine mensup
olanlar kanun kapsamına alınmışlardır.
Osmanlı
Devleti, Sevk ve İskan Kanunun uygulamasında titizlik göstermiş, bunu basit bir
göç olarak değerlendirmeyerek savaş koşulları içinde olunmasına rağmen belirli
bir plan program dahilinde sevki yönetmiştir. Sevk ve iskan kanununun
uygulanmasında bazı tedbirler alınmıştır, bunlar:
- Ø Tahliye edilen bölgelere hiçbir
şüpheli şahıs girmeyecektir
- Ø Göç ettirilen Ermeniler istedikleri
eşyaları yanlarında götürebileceklerdir
- Ø Yanlarında götüremeyecekleri
eşyaların bozulacak olanları satılacak, bozulmayacaklar ise sahipleri adına
korunacaktır
- Ø Göç ettirilen Ermeniler mallarını
yabancılar hariç istedikleri kişilere satabileceklerdir.
Bu
önlemler ile göç ettirilen Ermenilerin malları koruma altına alınıyordu. Ayrıca
göç eden Ermeniler, mevcut durumda hangi koşullara sahipseler, göç ettikleri
yerde de aynı koşulların kendilerine sağlanması için de gerekli düzenlemeler
yapılacaktı. Ermenilerin taşınmaz mallarının ve değerli eşyalarının korunması
için gereken önlemlerin sağlanmasında görev alacak komisyonlar kurulmuştur. Sevk
sırasında Ermenilerin can ve mal güvenliğinin sağlanması için de ek tedbirler
alınmıştır. Yeni yerlerine ulaşıncaya kadar Ermenilerin iaşeleri mülteci
tahsisatlarınca karşılanmıştır. Ayrıca hükümet Ermenilerin mali durumu ve
ihtiyaçlarını gözeterek gittikleri yerde onlara mal ve toprak dağıtmış, ihtiyaç
sahipleri için ev inşa ettirmiştir. Hastalar, kadınlar ve çocuklar trenle
diğerleri kağnı arabaları ya da yaya olarak nakil edilmiştir. Her konvoya bir
askeri müfreze tayin edilerek yolculuk esnasındaki herhangi bir saldırıya karşı
önlem alınmıştır. Tüm güvenlik tedbirlerine rağmen savaş koşullarında olunması
nedeni ile yiyecek içecek temininde güçlükler, hijyenin sağlanamaması gibi
etmenler ile salgın ve hastalıklar pek çok can kaybına neden olmuştur. Ordunun
savaş halinde olması nedeni ile iç güvenliğin yeterince sağlanamaması eşkıya
saldırıları, terör olayları neticesinde de pek çok can kaybını doğurmuştur.
Yer
değiştirme kanunu çerçevesinde Erzurum, Van ve Bitlis çevrelerinden çıkan
Ermeniler; Musul’un Güney kısmı, Zor ve Urfa Sancağına, Adana, Halep, Maraş
çevresinden çıkarılan Ermeniler; Suriye’nin doğu kısmı ile Halep’in doğu ve
güneydoğusuna yerleştirilmişlerdir. 07 Aralık 1915 tarihinde verilen bir
raporda göçe tabi tutulan kişi sayısının 703.000 olduğu ancak yolculuk
sırasında çeşitli nedenlerle 300.000 kişinin öldüğü belirtilmektedir.
Birinci
Dünya savaşı öncesinde Osmanlı devletindeki mevcut Ermeni nüfusu 1.229.007
olarak belirtilmiştir. McCarty ise bu sayıyı 1.698.303 olarak tespit ederken bu
konuda araştırma yapan Samet Mutlu 1914 yılındaki Ermeni nüfusunun 1.667.228 olduğunu
belirtmektedir.
1915
yılında Ermeni sevki sırasında yaşamını kaybeden Ermenilerin sayısı her zaman
tartışma konusu olmuştur. Ermeni tehcirini sözde soykırım olarak
değerlendirenler ölümlerin iki milyona ulaştığını belirtmektedir ki bu sayı
gerçeklerden oldukça uzaktır. Üstelik ölen ve öldürülen ayrımının da doğru
yapılması gerekir. Savaş koşullarındaki sevkler sırasında hastalıklar, açlık,
yaşlılık gibi etmenlerle kayıpların oluştuğu unutulmamalıdır.
Aşağıdaki
tablo İstanbul’daki İngiliz büyükelçiliği tarafından hazırlanan ve 1922 yılında
Birinci Dünya savaşı sonundaki toplam Ermeni nüfusunu yansıtmaktadır.
Yukarıdaki
paragrafta 1914 yılı Ermeni nüfusunu 1.667.228 olarak tespit eden Samet Mutlu’nun
araştırması ile 1922 yılındaki mevcut Ermenilerin sayıları karşılaştırıldığında
Ermeni ölümlerinin milyonlar ile ifade edilen rakamlara ulaşmasının imkansız
olduğu da anlaşılacaktır.
Birinci
Dünya savaşının sona ermesinden sonra tehcire tabi tutulan Ermenilerden
dileyenlerin eski ikametlerine dönebilmeleri için bir kararname çıkarılmıştır. 04
Ocak 1919 tarihinde Dahiliye Nazırı tarafından sadarete gönderilen bir yazıda
dileyen Ermenilerin geri dönüşlerine izin verilmesi konusunda gereken yerlere
talimat verildiği belirtilmektedir.
Birinci
Dünya savaşı sonunda imzalanan Mondros ve Sevr Anlaşmaları ile ülkenin
doğusunda bir Ermeni devleti kurulması planlanıyordu. Bu amaçla yapılan
saldırılar 15. Kolordu komutanı Kazım Karabekir tarafından 30 Ekim 1920’de Kars’ın
geri alınması ile sonuçlanmıştır. Bunun üzerine 2/3 Aralık 1920’de Gümrü
Anlaşması imzalanmış ve kurulması planlanan Ermeni devleti hayalinden
vazgeçilmiştir. 16 Mart 1921 Moskova anlaşması ve 13 Ekim 1921 Kars anlaşmaları
ile TBMM Hükümeti Ermeni meselesini kökünden halletmiş oluyordu. İlerde Lozan
Anlaşmasında yeniden gündeme gelen Ermenilerin durumu, Türk tarafının sert
tepkisi üzerine anlaşma metninde yer almamıştır.
Kaynakça:
Ali Demirel, Birinci Dünya Savaş’ında Ermeniler ve Uluslararası Hukuk Açısından
1915 Ermeni Sevk ve İskanı, Uluslararası Çalışmalar Dergisi, Cilt:5 Sayı:1(2021),
ss. 52-68
Mesut
Erşan, Dünden Bugüne Türk-Ermeni İlişkilerine Genel Bir Bakış ve Ermeni Tehciri,
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yakın Tarih
Dergisi, 2018 cilt:1 sayı:4
Ülkü
Ağırtaş, Ermeni Meselesi (1918-1923), Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl 2007, cilt:4 sayı:7


Yorumlar
Yorum Gönder