Büyük Uzlaşma : CHP - MSP Koalisyonu
Türkiye, 1973 genel seçimlerine 12 Mart 1971
Muhtırası’nın yarattığı otoriter yönetim anlayışının ve toplumsal
huzursuzlukların gölgesinde girmiştir. Bu dönemde siyasetin yeniden
sivilleşmesi yönünde güçlü bir beklenti oluşmuş, partiler seçim stratejilerini
bu askeri gözlem altındaki demokratik dönüşüm üzerine inşa etmişlerdi. Adalet
Partisi (AP), Süleyman Demirel önderliğinde 1965'ten beri sürdürdüğü iktidar
yıpranmışlığı ve parti içi bölünmelerle mücadele ederken; Cumhuriyet Halk
Partisi ise (CHP), Bülent Ecevit liderliğinde "yeni" ve
"dinamik" bir imajla seçmenin karşısına çıkmıştı.
1973 seçim süreci, ideolojik ve toplumsal
vizyonların karşı karşıya geldiği keskin bir rekabete sahne olmuştur. Bülent
Ecevit, "Karaoğlan" lakabı, simge haline gelen "Mavi
Gömlek"i ve mitinglerde uçurduğu beyaz güvercinlerle bir özgürlük
kahramanı olarak algılanırken, aynı zamanda "Ak Günlere"
beyannamesiyle "toprak işleyenin, su kullananın" sloganını kullanarak,
halkçı ve sosyal adaletçi bir düzen vaat etmiştir.
Öte yandan Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli
Selamet Partisi (MSP), "Önce ahlak ve maneviyat" sloganıyla Millî
Görüş ideolojisini savunarak muhafazakâr tabanda güçlü bir alternatif
oluşturmuştur. MSP, AP'yi "renksiz", CHP'yi ise "solcu"
olarak nitelendirerek her iki partiyi de eleştirmiştir. AP ise seçimlere
kendinden emin bir şekilde girmiş, ancak ekonomik sorunlar ve yolsuzluk
iddiaları nedeniyle halkın gözünde güç kaybetmişti.
14 Ekim 1973 tarihinde yapılan seçimler, Türk
siyasi tarihinde bir dönüm noktası olacak ve tek parti iktidarı dönemini sona
erdirerek koalisyonlar sürecini başlatacaktır. Seçim sonuçlarına göre CHP
%33,30 oy oranıyla 185 milletvekili çıkararak birinci parti olmuş, ancak tek
başına hükümet kuracak çoğunluğa (226 sandalye) ulaşamamıştır. AP ise %29,82 oy
ile 149 milletvekilinde kalarak ikinci sıraya gerilemiştir. Diğer partilerin
sandalye dağılımı ise şu şekildedir: MSP 48, Demokratik Parti (DP) 45,
Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) 13, MilliyetçiHareket Partisi (MHP) 3 ve
Türkiye Birlik Partisi (TBP) 1.
Seçim sonuçlarının ardından başlayan koalisyon
görüşmeleri, yaklaşık 100 gün süren bir hükümet bunalımına yol açmıştı.
Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, 27 Ekim’de hükümeti kurma görevini ilk olarak
Bülent Ecevit’e verdi. Ecevit; CGP, DP ve MSP ile temaslarda bulunmuş; ancak DP
ve CGP’den olumsuz yanıt almıştı. Erbakan ise başlangıçta CHP ile koalisyona
mesafeli durmuş ve parti içinde değerlendirme yapmak üzere süre talep etmişti.
Ecevit, bu gelişmeler üzerine 7 Kasım’da görevi Korutürk’e iade etti.
Ardından görev 12 Kasım’da Süleyman Demirel’e
verildi. Demirel; MSP, DP ve CGP ile "sağ koalisyon" kurmaya
çalışmış, ancak DP lideri Bozbeyli’nin "Demirel’siz bir hükümet"
şartı ve aritmetik yetersizlikler nedeniyle başarılı olamayarak 17 Kasım’da
görevi iade etmiştir. Cumhurbaşkanı Korutürk, bu tıkanıklık karşısında CHP-AP
koalisyonunu veya tüm partilerin katılacağı bir "milli koalisyon"u
önermişti, hatta 15 Aralık’ta Naim Talu’yu görevlendirmişse de sonuç alınamadı.
Hükümet krizinin derinleşmesi üzerine CHP ve MSP
arasındaki temaslar 1974 yılı başında yeniden yoğunlaşmıştı.13 Ocak 1974'te iki
lider prensipte anlaşmış, 25 Ocak'ta ise koalisyon protokolü imzalanmıştır.
1973 genel seçimlerinin ardından yaklaşık 100 gün süren hükümet bunalımı, 26
Ocak 1974 tarihinde Bülent Ecevit liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)
ve Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi (MSP) koalisyonu ile
aşılmış oluyordu. Kabinede Başbakanlık dahil 17 bakanlık CHP’ye, Başbakan
Yardımcılığı dahil 7 bakanlık ise MSP’ye verilmişti. Hükümet, 7 Şubat 1974’te
235 kabul oyuyla güvenoyu alarak resmen göreve başlamıştır. Türk siyasal
hayatında literatüre "tarihi uzlaşma" olarak geçen bu
ortaklık; laik, devletçi ve ortanın solu çizgisindeki CHP ile ümmetçi ve
İslamcı MSP gibi birbirine zıt iki ideolojik kutbun, toplumsal kalkınma ve
demokratikleşme hedefleri doğrultusunda bir araya gelmesi bakımından özgün bir
nitelik taşımaktadır. Koalisyonun temel motivasyonu, büyük sermayeye karşı
"hakça düzen" ve "halk sektörü" gibi sosyo-ekonomik
benzerlikler ile parlamento aritmetiğinin dayattığı zorunluluklardır.
Hükümetin göreve başlamasıyla karşılaştığı ilk
ciddi sınav, 1973 Petrol Krizi'nin yarattığı küresel ekonomik istikrarsızlık ve
beraberinde gelen hayat pahalılığı olmuştu. Petrol fiyatlarındaki hızlı artış,
Türkiye’nin dış ticaret açığını büyütmüş ve enflasyonu tetiklemişti.
Koalisyonun güvenoyu almasının hemen ardından akaryakıta %65-79, şekere %25
oranında yapılan zamlar halkta huzursuzluk yaratmıştır. Başbakan Ecevit, bu
zamların önceki hükümetlerden devralınan bir miras olduğunu vurgulayarak, dar
gelirliyi korumak amacıyla asgari ücret ve memur maaşlarında iyileştirme vaat
etmiştir. Ancak Erbakan'ın "100 bin tank" ve "hayali
fabrikalar" gibi iddialı kalkınma söylemleri, koalisyonun gerçekçi ekonomi
politikaları ile hayalcilik arasında bir gerilim yaşamasına neden olmuştur.
İç siyasetteki en tartışmalı gelişme, 12 Mart
döneminin izlerini silmeyi amaçlayan "Genel Af" yasası
sürecinde yaşanmıştır. CHP, düşünce suçlarını kapsayan Türk Ceza Kanunu’nun
141. ve 142. maddelerinin de af kapsamına alınmasını savunurken; muhalefet (AP
ve DP), bu durumu "komünistlerin affı" olarak nitelendirerek şiddetle
karşı çıkıyordu. 14 Mayıs 1974 tarihindeki oylamada, 20 MSP’li milletvekilinin
muhalefetle birlikte hareket ederek 5. maddeye (düşünce suçları) ret oyu
vermesi, koalisyon ortakları arasında güven bunalımına yol açmış ve Ecevit’in
ilk kez istifa niyetini dile getirmesine neden olmuştu. Bu tıkanıklık, daha
sonra CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi’nin "eşitlik
ilkesi" gereği verdiği iptal kararıyla aşılmış ve düşünce suçluları da
serbest bırakılmıştır.
Koalisyonun ideolojik ayrışması eğitim ve medya
alanında belirginleşmiştir. İsmail Cem’in TRT Genel Müdürlüğü’ne atanması, MSP
kanadında ciddi bir muhalefetle karşılanmıştı; ancak bu kriz MSP’nin istediği
başka bir atamaya CHP’nin onay vermesiyle çözülebilmişti. Ayrıca, okullarda
okutulan ahlak derslerinin içeriği konusunda MSP derslerin dini esaslara
dayanmasını, CHP ise sosyal temele dayanmasını savunmuştur. Bu süreçte Milli
Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ hakkında muhalefetin verdiği gensoru önergesi,
hükümeti düşürme girişimine dönüşse de, MSP’nin oylamada hükümetin yanında
durmasıyla reddedilmiştir.
Koalisyonun iç
siyasette yaşadığı bu çalkantılara karşılık dış siyaset gündemi de yoğundu.1974
yılında kurulan I. Ecevit Hükümeti, dış politikada "tam bağımsızlık"
ve "şahsiyetli dış politika" ilkelerini temel alan bir vizyonla
hareket etmeyi amaçlamıştı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milli Selamet
Partisi (MSP), ideolojik farklılıklarına rağmen, Batı dünyasına karşı kuşkucu
bir yaklaşım ve büyük sermayeye olan güvensizlik paydasında birleşerek,
Türkiye’nin büyük devletlerin elinde "oyuncak" olmaktan kaçınacağını
vurguluyorlardı. Bu dönem dış politikası, özellikle ABD ile yaşanan Haşhaş
krizi ve Yunanistan ile yaşanan Kıbrıs meselesi üzerinden şekillenmiştir.
Koalisyon hükümetinin dış politikadaki ilk
radikal adımı, 1971 yılında 12 Mart ara rejimi döneminde ABD’nin baskısıyla
getirilen haşhaş ekimi yasağının kaldırılması olmuştur. ABD, Türkiye menşeli
afyonun Amerikan pazarına uyuşturucu olarak girdiğini iddia ederek Türkiye’ye
ekonomik ve askeri yardım karşılığında bu yasağı dayatmıştı. Ancak vaat edilen
yardımların yetersiz kalması ve Türk çiftçisinin uğradığı ekonomik zarar,
kamuoyunda tepkiye yol açıyordu.
CHP ve MSP, haşhaş yasağını kaldırma hususunda
ortak bir irade sergileyerek 1 Temmuz 1974 tarihinde ekimi yeniden serbest
bıraktı Başbakan Ecevit, bu kararı bir ülkenin kendi topraklarında ne ekip
ekemeyeceğinin başka bir devletle tartışılmasının egemenlik haklarıyla
bağdaşmayacağını belirterek savunuyordu. Bu karar, ABD ile ilişkilerin hızla
bozulmasına, Türkiye’ye yönelik askeri yardımların askıya alınmasına ve
nihayetinde uzun süreli bir ambargoya dönüşmesine neden olacaktı.
1974 dış politikasının en kritik gelişmesi ise
Kıbrıs’ta yaşanan siyasi kırılmaydı. 15 Temmuz 1974 tarihinde, Yunanistan’daki
askeri cuntanın desteğiyle Nikos Sampson önderliğinde gerçekleştirilen darbe,
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’u devirerek adanın Yunanistan’a ilhakını (Enosis)
hedeflemişti. Bu "oldu-bitti" karşısında Türkiye, 1959 Zürih ve
Londra antlaşmalarından doğan garantörlük hakkını kullanarak müdahale
hazırlıklarına başlamıştır.
Başbakan Ecevit, müdahaleyi diğer bir garantör
devlet olan İngiltere ile ortak yürütmek amacıyla 17 Temmuz’da Londra’ya
gitmiştir. Ancak İngiltere, anayasal düzenin bozulduğunu kabul etmesine rağmen
askeri bir müdahaleye yanaşmıyordu. Bu süreçte MSP lideri Erbakan ise Londra
görüşmelerinin zaman kaybı olduğunu ve Türkiye’nin doğrudan müdahale etmesi
gerektiğini savunmaktaydı.
Diplomasi yollarının tıkanması üzerine 20 Temmuz
1974 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri Girne bölgesinden adaya çıkarma yapmıştır.
Ecevit, harekatın amacının "fetih değil, barış" olduğunu ve hem
Türklere hem de Rumlara sükûnet getirmeyi hedeflediğini açıklamıştır. 22
Temmuz’da BM’nin çağrısıyla ateşkes ilan edilmiş ve ardından Cenevre’de barış
görüşmeleri başlamıştır.
Cenevre Konferansları, Rum ve Yunan tarafının
"üniter devlet" ısrarı ve Türk tarafının önerdiği "coğrafi
federasyon" modelini reddetmesi üzerine tıkanmıştı. Adada Türklere yönelik
saldırıların devam etmesi ve Türk birliklerinin dar bir alanda sıkışması
gerekçesiyle, 14 Ağustos 1974’te "Ayşe Tatile Çıksın" parolasıyla
İkinci Barış Harekâtı başlatılmıştır. Bu safhanın sonunda, adanın kuzeyinde
Türk toplumuna güvenli bir alan sağlanmış ve bugünkü Kuzey Kıbrıs’ın sınırları
büyük ölçüde çizilmiştir.
Dış politikadaki başarılar, koalisyonun içindeki
görüş ayrılıklarını da körüklüyordu. Kıbrıs meselesinde Erbakan ve MSP kanadı,
adanın tamamının kontrol altına alınması veya doğrudan ilhakını (fetih
anlayışını) savunurken; Ecevit ve CHP, federatif bir çözüm ve barışçıl bir
diplomasi (Atatürk’ün "yurtta sulh cihanda sulh" ilkesi) üzerinden
hareket etmek istiyordu. Ayrıca harekatın prestijinin paylaşılması konusunda
yaşanan rekabet, Ecevit’in "Kıbrıs Fatihi" olarak anılmasından
MSP’nin duyduğu rahatsızlık, koalisyonun dağılma sürecini hızlandıracaktı.
Kıbrıs Barış Harekâtı ve haşhaş kararı,
Türkiye'nin uluslararası arenada bağımsız bir aktör olarak varlık göstermesini
sağlamış, ancak ciddi ekonomik ve askeri yaptırımları da beraberinde
getirmişti. ABD’nin 1975-1978 yılları arasında uyguladığı silah ambargosu, Türk
savunma kapasitesini zorlarken; 1973 Petrol Krizi'nin etkisiyle birleşen bu
baskılar, Türkiye’yi ekonomik bir darboğaza sürüklemiştir. Buna rağmen 1974
dönemi, Türk dış politikasında egemenlik haklarının korunması ve Kıbrıs
Türklerinin güvenliğinin tesis edilmesi bakımından tarihsel bir dönüm noktası
olarak kabul edilmelidir.
Chp-msp
koalisyonu iç ve dış sorunlar ile mücadele ederken, bir yandan da muhalif
kanadın koalisyonu yıpratma ve devirme girişimleriyle de mücadele etmek
durumunda kalmıştır. 1973 genel seçimleri sonucunda parlamentoda oluşan parçalı
yapı, hiçbir partinin tek başına hükümet kurmasına imkân tanımamış; bu durum
Adalet Partisi (AP), Demokratik Parti (DP) ve Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP)
gibi sağ partilerin "sol" olarak nitelendirdikleri CHP’ye karşı
birleşme arayışlarını tetiklemiştir. Daha hükümet kurulmadan önce DP, tüm sağ
partilerin bir araya gelerek bir "sağ koalisyon" kurulması yönünde
planlar geliştirmiştir. Ancak Süleyman Demirel’in liderliğindeki AP’nin
muhalefette kalma tercihi ve DP’nin "Demirel’siz bir sağ koalisyon"
şartı nedeniyle bu girişimler başlangıçta sonuçsuz kalmıştır. CHP-MSP
koalisyonunun kurulmasıyla birlikte muhalefet, bu "tarihi uzlaşmayı"
ideolojik olarak uyumsuz ve "gayritabii" bir ortaklık olarak
niteleyerek, hükümeti düşürmeye yönelik sistemli girişimler başlatmıştır.
Muhalefet partileri, ilk olarak koalisyonun en
önemli vaatlerinden biri olan Genel Af konusunu, hükümet ortakları arasına
nifak sokmak için stratejik bir araç olarak kullanmıştı. 14 Mayıs 1974’teki
oylamada 20 MSP’li milletvekilinin muhalefetle birlikte hareket ederek ret oyu
vermesi sağlanmış. Bu durum, hükümetin meclisteki sayısal üstünlüğünü sarsmış
ve koalisyonun ilk ciddi güven bunalımını yaşamasına neden olarak Başbakan
Ecevit’i istifanın eşiğine getirmişti.
Hükümeti düşürme çabaları konusundaki bir diğer
girişim, eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın öncülüğünde gelişen "Milliyetçi
Cephe" (sağ partilerin birliği) fikriyle yeni bir evreye girmiştir. Bayar,
özellikle DP ve MSP içindeki muhalif kanadı destekleyerek, Demirel’in başında
bulunmadığı bir sağ hükümet kurmak amacıyla sağ partileri bir araya getirmeye
çalışıyordu. 23-24 Mayıs 1974 tarihlerinde gerçekleşen Bayar-Demirel
görüşmeleri, bu cephenin kurulmasına yönelik somut bir adım olarak
algılanmıştır. DP lideri Bozbeyli, af krizini gerekçe göstererek bir
"milliyetçi cephe" kurulmasının zaruret olduğunu ilan etmiş, bu
girişimler, koalisyonun küçük ortağı MSP üzerindeki baskıyı artırarak partiyi
sağ blokla iş birliğine zorlamayı hedeflemiştir.
Muhalefetin hükümeti dağıtmaya yönelik en somut
parlamenter girişimi, Milli Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ hakkında verilen
gensoru önergesidir. AP, DP, CGP ve MHP’nin ortaklaşa hazırladığı bu önergeyle,
bakanın icraatlarının "milli eğitim ve milli güvenliğe aykırı" olduğu
iddia edilmiştir. Muhalefetin temel amacı, genel af oylamasında olduğu gibi MSP
içindeki muhafazakâr duyarlılığı tetikleyerek hükümetten "fire"
verdirmek ve kabineyi düşürmektir. Ancak MSP, bu girişim karşısında hükümetin
yanında durarak gensorunun 19 Haziran 1974’te reddedilmesini sağlamış, böylece
muhalefetin hükümeti devirme denemesi bu aşamada başarısızlığa uğramıştır.
Muhalefet partileri, koalisyonun içindeki görüş
ayrılıklarını kamuoyu nezdinde sürekli işleyerek hükümetin itibarını sarsmaya
çalışmıştır. İsmail Cem’in TRT Genel Müdürlüğü’ne atanması, ahlak derslerinin
içeriği ve MSP lideri Erbakan’ın "hayali fabrikalar" olarak
nitelendirilen sanayileşme vaatleri muhalefetin başlıca eleştiri konuları
olmuştur. Muhalefet, Ecevit’in "Kıbrıs Fatihi" imajı ile Erbakan’ın
bu başarıyı sahiplenme çabası arasındaki rekabeti de yakından takip ederek, bu
durumun koalisyonu bir "erken seçim" yarışı içine soktuğunu
vurgulamıştır.
CHP-MSP koalisyonu, görev süresi boyunca sadece
içsel anlaşmazlıklarla değil, aynı zamanda parlamenter aritmetiği ve ideolojik
hassasiyetleri kullanan güçlü bir muhalefet baskısıyla mücadele etmiştir.
Muhalefetin af yasası ve gensoru gibi konulardaki "blok" hareketleri,
koalisyonun karar alma mekanizmalarını felç etmiş ve nihayetinde Başbakan
Ecevit’in, koalisyonun artık işleyemez hale geldiği ve bir erken seçimin
kaçınılmaz olduğu kanaatine vararak 18 Eylül 1974’te istifa etmesine giden yolu
döşemiştir.
26 Ocak 1974 tarihinde kurulan ve Türk siyasal
hayatında "tarihi uzlaşma" olarak adlandırılan Cumhuriyet Halk
Partisi (CHP) ve Milli Selamet Partisi (MSP) koalisyonu, yaklaşık sekiz ay
süren kısa ömrünü derin ideolojik ayrışmalar ve liderler arası güven bunalımı
neticesinde tamamlamıştır. Laik, devletçi ve ilerici bir çizgiye sahip olan CHP
ile ümmetçi ve İslamcı bir kimliğe sahip olan MSP'nin ortaklığı, başlangıçta
toplumsal kitlelere seslenme noktasında birleşmiş olsa da, uygulama safhasında
"politika, amaç ve araçlar" konusunda uzlaşılması güç uçurumlarla
karşılaşmıştır.
Koalisyonun iç işleyişindeki ilk büyük çatlak, 12
Mart döneminin izlerini silmeyi amaçlayan "Genel Af" yasası sürecinde
ortaya çıkmıştır. Bu durum, iktidarın büyük ortağı olan CHP'yi zor durumda
bırakmış ve Başbakan Bülent Ecevit'in ilk kez "şahsi temayülüm hükümetten
çekilmek yönündedir" diyerek bir güven bunalımı ilan etmesine yol
açmıştır.
Hükümet içi gerginlikler sadece siyasi hamlelerle
sınırlı kalmamış, sosyo-ekonomik ve eğitim politikalarına da sirayet etmiştir:
- Yatırım ve Sanayileşme Tartışmaları: MSP lideri Erbakan'ın,
Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) onayından geçmeyen "hayali"
olarak nitelendirilen ağır sanayi hamleleri ve "100 bin tank"
gibi vaatleri, CHP kanadı tarafından hükümetin itibarını sarsıcı
bulunmuştur.
- Eğitim ve Kültür Politikaları: Ortaöğretimde okutulan
ahlak derslerinin içeriği konusunda MSP derslerin dini esaslara
dayanmasını isterken, CHP sosyal temelli olmasında ısrar etmiştir. Ayrıca
TRT Genel Müdürlüğü’ne İsmail Cem’in atanması MSP tabanında şiddetli
huzursuzluk yaratmıştır..
Temmuz 1974’te gerçekleştirilen Kıbrıs Barış
Harekâtı, koalisyonun en önemli başarısı olmasına rağmen, bu başarının
sahiplenilmesi süreci ortaklığı bitiren ana unsurlardan biri haline gelmiştir.
Kamuoyunda Ecevit'e verilen "Kıbrıs Fatihi" unvanı ve CHP'nin artan
popülaritesi MSP kanadında endişe yaratmıştır. Erbakan, harekatın kendi
ısrarlarıyla gerçekleştiğini savunarak "fetih" söylemini öne
çıkarırken, Ecevit harekatın amacının "fetih değil barış" olduğunu
vurgulamıştır. Ayrıca çözüm modelinde MSP "taksim" politikasını
savunurken, CHP "coğrafi federasyon" tezini benimsemiş; bu durum dış
politikada çok sesliliğe ve diplomatik tıkanıklıklara yol açmıştır.
Koalisyonu fiilen bitiren olay, Eylül 1974'te
Ecevit'in planladığı İskandinavya gezisi öncesinde yaşanan "vekalet
krizi" olmuştur. Ecevit, kendisi yurt dışındayken Başbakanlık vekâletini
teamüllere göre Başbakan Yardımcısı Erbakan’a bırakmak yerine, CHP’li Devlet
Bakanı Orhan Eyüboğlu’na bırakacağını açıklamıştır. MSP’li bakanların bu
kararnameli imzalamayı reddetmesi üzerine Ecevit, koalisyonun artık
"işleyemez duruma geldiğini" belirterek gezisini iptal etmiş ve 18
Eylül 1974 tarihinde istifasını sunmuştur.
Ecevit'in istifasının arkasında, Kıbrıs
başarısının yarattığı rüzgârla girilecek bir erken seçimde tek başına iktidara
gelme beklentisi yatmaktaydı. Ancak rakiplerinin erken seçime yanaşmaması ve
sağ blokun "Milliyetçi Cephe" altında birleşme eğilimi göstermesi, bu
hamlenin bir "siyasal gaf" veya "stratejik hata" olarak
nitelendirilmesine neden olmuştur. 236 gün süren bu ortaklık, Ecevit tarafından
sonradan "tarihi yanılgı" olarak tanımlanmıştır.
Sonuç
olarak 1974 koalisyonu, kriz dönemlerinde keskin ideolojik karşıtlıkların
asgari müştereklerde buluşabileceğini ispatlamasına karşın, yapısal
farklılıkların ve liderler arası güven bunalımının siyasal istikrar üzerindeki
engelleyici etkisini de tarihe bir not olarak düşmüştür.
Kaynakça:
Çeliker, Derya. “1961-1980 Arası
Koalisyon Hükümetlerine Bir Örnek : 1974 CHP-MSP Koalisyonu”. Yüksek Lisans
Tezi, Pamukkale Üniversitesi, 2009.
Erkoyuncu,
Ümran. “1974 CHP-MSP Koalisyonu: İdeolojik Uçların Ortak Yönetim Denemesi”. Tarih
ve Gelecek Dergisi 11, sy 4 (2025): 749-70.
https://doi.org/10.21551/jhf.1810936.
Erkoyuncu,
Ümran. “Zıtların Birlikteliği: CHP-MSP Koalisyonu”. Doktora Tezi, Muş Alparslan
Üniversitesi, 2025.
Gülbay,
Alper. Huzursuz Bir Ortaklığın Ses Getiren Hamlesi: CHP-MSP Koalisyon
Hükümeti Ve Kıbrıs Barış Harekâtı. 15, sy 30 (2019): 333-61.
Sevdi̇,
Seyit. CHP’ DE Kİ DEĞİŞİM: ORTANIN SOLU. t.y.
Yorumlar
Yorum Gönder