Büyük Uzlaşma : CHP - MSP Koalisyonu

 

Türk Siyaseti


Türkiye, 1973 genel seçimlerine 12 Mart 1971 Muhtırası’nın yarattığı otoriter yönetim anlayışının ve toplumsal huzursuzlukların gölgesinde girmiştir. Bu dönemde siyasetin yeniden sivilleşmesi yönünde güçlü bir beklenti oluşmuş, partiler seçim stratejilerini bu askeri gözlem altındaki demokratik dönüşüm üzerine inşa etmişlerdi. Adalet Partisi (AP), Süleyman Demirel önderliğinde 1965'ten beri sürdürdüğü iktidar yıpranmışlığı ve parti içi bölünmelerle mücadele ederken; Cumhuriyet Halk Partisi ise (CHP), Bülent Ecevit liderliğinde "yeni" ve "dinamik" bir imajla seçmenin karşısına çıkmıştı.

1973 seçim süreci, ideolojik ve toplumsal vizyonların karşı karşıya geldiği keskin bir rekabete sahne olmuştur. Bülent Ecevit, "Karaoğlan" lakabı, simge haline gelen "Mavi Gömlek"i ve mitinglerde uçurduğu beyaz güvercinlerle bir özgürlük kahramanı olarak algılanırken, aynı zamanda "Ak Günlere" beyannamesiyle "toprak işleyenin, su kullananın" sloganını kullanarak, halkçı ve sosyal adaletçi bir düzen vaat etmiştir.

Öte yandan Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi (MSP), "Önce ahlak ve maneviyat" sloganıyla Millî Görüş ideolojisini savunarak muhafazakâr tabanda güçlü bir alternatif oluşturmuştur. MSP, AP'yi "renksiz", CHP'yi ise "solcu" olarak nitelendirerek her iki partiyi de eleştirmiştir. AP ise seçimlere kendinden emin bir şekilde girmiş, ancak ekonomik sorunlar ve yolsuzluk iddiaları nedeniyle halkın gözünde güç kaybetmişti.

14 Ekim 1973 tarihinde yapılan seçimler, Türk siyasi tarihinde bir dönüm noktası olacak ve tek parti iktidarı dönemini sona erdirerek koalisyonlar sürecini başlatacaktır. Seçim sonuçlarına göre CHP %33,30 oy oranıyla 185 milletvekili çıkararak birinci parti olmuş, ancak tek başına hükümet kuracak çoğunluğa (226 sandalye) ulaşamamıştır. AP ise %29,82 oy ile 149 milletvekilinde kalarak ikinci sıraya gerilemiştir. Diğer partilerin sandalye dağılımı ise şu şekildedir: MSP 48, Demokratik Parti (DP) 45, Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) 13, MilliyetçiHareket Partisi (MHP) 3 ve Türkiye Birlik Partisi (TBP) 1.

Seçim sonuçlarının ardından başlayan koalisyon görüşmeleri, yaklaşık 100 gün süren bir hükümet bunalımına yol açmıştı. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, 27 Ekim’de hükümeti kurma görevini ilk olarak Bülent Ecevit’e verdi. Ecevit; CGP, DP ve MSP ile temaslarda bulunmuş; ancak DP ve CGP’den olumsuz yanıt almıştı. Erbakan ise başlangıçta CHP ile koalisyona mesafeli durmuş ve parti içinde değerlendirme yapmak üzere süre talep etmişti. Ecevit, bu gelişmeler üzerine 7 Kasım’da görevi Korutürk’e iade etti.

Ardından görev 12 Kasım’da Süleyman Demirel’e verildi. Demirel; MSP, DP ve CGP ile "sağ koalisyon" kurmaya çalışmış, ancak DP lideri Bozbeyli’nin "Demirel’siz bir hükümet" şartı ve aritmetik yetersizlikler nedeniyle başarılı olamayarak 17 Kasım’da görevi iade etmiştir. Cumhurbaşkanı Korutürk, bu tıkanıklık karşısında CHP-AP koalisyonunu veya tüm partilerin katılacağı bir "milli koalisyon"u önermişti, hatta 15 Aralık’ta Naim Talu’yu görevlendirmişse de sonuç alınamadı.

Hükümet krizinin derinleşmesi üzerine CHP ve MSP arasındaki temaslar 1974 yılı başında yeniden yoğunlaşmıştı.13 Ocak 1974'te iki lider prensipte anlaşmış, 25 Ocak'ta ise koalisyon protokolü imzalanmıştır. 1973 genel seçimlerinin ardından yaklaşık 100 gün süren hükümet bunalımı, 26 Ocak 1974 tarihinde Bülent Ecevit liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi (MSP) koalisyonu ile aşılmış oluyordu. Kabinede Başbakanlık dahil 17 bakanlık CHP’ye, Başbakan Yardımcılığı dahil 7 bakanlık ise MSP’ye verilmişti. Hükümet, 7 Şubat 1974’te 235 kabul oyuyla güvenoyu alarak resmen göreve başlamıştır. Türk siyasal hayatında literatüre "tarihi uzlaşma" olarak geçen bu ortaklık; laik, devletçi ve ortanın solu çizgisindeki CHP ile ümmetçi ve İslamcı MSP gibi birbirine zıt iki ideolojik kutbun, toplumsal kalkınma ve demokratikleşme hedefleri doğrultusunda bir araya gelmesi bakımından özgün bir nitelik taşımaktadır. Koalisyonun temel motivasyonu, büyük sermayeye karşı "hakça düzen" ve "halk sektörü" gibi sosyo-ekonomik benzerlikler ile parlamento aritmetiğinin dayattığı zorunluluklardır.

Hükümetin göreve başlamasıyla karşılaştığı ilk ciddi sınav, 1973 Petrol Krizi'nin yarattığı küresel ekonomik istikrarsızlık ve beraberinde gelen hayat pahalılığı olmuştu. Petrol fiyatlarındaki hızlı artış, Türkiye’nin dış ticaret açığını büyütmüş ve enflasyonu tetiklemişti. Koalisyonun güvenoyu almasının hemen ardından akaryakıta %65-79, şekere %25 oranında yapılan zamlar halkta huzursuzluk yaratmıştır. Başbakan Ecevit, bu zamların önceki hükümetlerden devralınan bir miras olduğunu vurgulayarak, dar gelirliyi korumak amacıyla asgari ücret ve memur maaşlarında iyileştirme vaat etmiştir. Ancak Erbakan'ın "100 bin tank" ve "hayali fabrikalar" gibi iddialı kalkınma söylemleri, koalisyonun gerçekçi ekonomi politikaları ile hayalcilik arasında bir gerilim yaşamasına neden olmuştur.

İç siyasetteki en tartışmalı gelişme, 12 Mart döneminin izlerini silmeyi amaçlayan "Genel Af" yasası sürecinde yaşanmıştır. CHP, düşünce suçlarını kapsayan Türk Ceza Kanunu’nun 141. ve 142. maddelerinin de af kapsamına alınmasını savunurken; muhalefet (AP ve DP), bu durumu "komünistlerin affı" olarak nitelendirerek şiddetle karşı çıkıyordu. 14 Mayıs 1974 tarihindeki oylamada, 20 MSP’li milletvekilinin muhalefetle birlikte hareket ederek 5. maddeye (düşünce suçları) ret oyu vermesi, koalisyon ortakları arasında güven bunalımına yol açmış ve Ecevit’in ilk kez istifa niyetini dile getirmesine neden olmuştu. Bu tıkanıklık, daha sonra CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi’nin "eşitlik ilkesi" gereği verdiği iptal kararıyla aşılmış ve düşünce suçluları da serbest bırakılmıştır.

Koalisyonun ideolojik ayrışması eğitim ve medya alanında belirginleşmiştir. İsmail Cem’in TRT Genel Müdürlüğü’ne atanması, MSP kanadında ciddi bir muhalefetle karşılanmıştı; ancak bu kriz MSP’nin istediği başka bir atamaya CHP’nin onay vermesiyle çözülebilmişti. Ayrıca, okullarda okutulan ahlak derslerinin içeriği konusunda MSP derslerin dini esaslara dayanmasını, CHP ise sosyal temele dayanmasını savunmuştur. Bu süreçte Milli Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ hakkında muhalefetin verdiği gensoru önergesi, hükümeti düşürme girişimine dönüşse de, MSP’nin oylamada hükümetin yanında durmasıyla reddedilmiştir.

Koalisyonun iç siyasette yaşadığı bu çalkantılara karşılık dış siyaset gündemi de yoğundu.1974 yılında kurulan I. Ecevit Hükümeti, dış politikada "tam bağımsızlık" ve "şahsiyetli dış politika" ilkelerini temel alan bir vizyonla hareket etmeyi amaçlamıştı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milli Selamet Partisi (MSP), ideolojik farklılıklarına rağmen, Batı dünyasına karşı kuşkucu bir yaklaşım ve büyük sermayeye olan güvensizlik paydasında birleşerek, Türkiye’nin büyük devletlerin elinde "oyuncak" olmaktan kaçınacağını vurguluyorlardı. Bu dönem dış politikası, özellikle ABD ile yaşanan Haşhaş krizi ve Yunanistan ile yaşanan Kıbrıs meselesi üzerinden şekillenmiştir.

Koalisyon hükümetinin dış politikadaki ilk radikal adımı, 1971 yılında 12 Mart ara rejimi döneminde ABD’nin baskısıyla getirilen haşhaş ekimi yasağının kaldırılması olmuştur. ABD, Türkiye menşeli afyonun Amerikan pazarına uyuşturucu olarak girdiğini iddia ederek Türkiye’ye ekonomik ve askeri yardım karşılığında bu yasağı dayatmıştı. Ancak vaat edilen yardımların yetersiz kalması ve Türk çiftçisinin uğradığı ekonomik zarar, kamuoyunda tepkiye yol açıyordu.

CHP ve MSP, haşhaş yasağını kaldırma hususunda ortak bir irade sergileyerek 1 Temmuz 1974 tarihinde ekimi yeniden serbest bıraktı Başbakan Ecevit, bu kararı bir ülkenin kendi topraklarında ne ekip ekemeyeceğinin başka bir devletle tartışılmasının egemenlik haklarıyla bağdaşmayacağını belirterek savunuyordu. Bu karar, ABD ile ilişkilerin hızla bozulmasına, Türkiye’ye yönelik askeri yardımların askıya alınmasına ve nihayetinde uzun süreli bir ambargoya dönüşmesine neden olacaktı.

1974 dış politikasının en kritik gelişmesi ise Kıbrıs’ta yaşanan siyasi kırılmaydı. 15 Temmuz 1974 tarihinde, Yunanistan’daki askeri cuntanın desteğiyle Nikos Sampson önderliğinde gerçekleştirilen darbe, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’u devirerek adanın Yunanistan’a ilhakını (Enosis) hedeflemişti. Bu "oldu-bitti" karşısında Türkiye, 1959 Zürih ve Londra antlaşmalarından doğan garantörlük hakkını kullanarak müdahale hazırlıklarına başlamıştır.

Başbakan Ecevit, müdahaleyi diğer bir garantör devlet olan İngiltere ile ortak yürütmek amacıyla 17 Temmuz’da Londra’ya gitmiştir. Ancak İngiltere, anayasal düzenin bozulduğunu kabul etmesine rağmen askeri bir müdahaleye yanaşmıyordu. Bu süreçte MSP lideri Erbakan ise Londra görüşmelerinin zaman kaybı olduğunu ve Türkiye’nin doğrudan müdahale etmesi gerektiğini savunmaktaydı.

Diplomasi yollarının tıkanması üzerine 20 Temmuz 1974 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri Girne bölgesinden adaya çıkarma yapmıştır. Ecevit, harekatın amacının "fetih değil, barış" olduğunu ve hem Türklere hem de Rumlara sükûnet getirmeyi hedeflediğini açıklamıştır. 22 Temmuz’da BM’nin çağrısıyla ateşkes ilan edilmiş ve ardından Cenevre’de barış görüşmeleri başlamıştır.

Cenevre Konferansları, Rum ve Yunan tarafının "üniter devlet" ısrarı ve Türk tarafının önerdiği "coğrafi federasyon" modelini reddetmesi üzerine tıkanmıştı. Adada Türklere yönelik saldırıların devam etmesi ve Türk birliklerinin dar bir alanda sıkışması gerekçesiyle, 14 Ağustos 1974’te "Ayşe Tatile Çıksın" parolasıyla İkinci Barış Harekâtı başlatılmıştır. Bu safhanın sonunda, adanın kuzeyinde Türk toplumuna güvenli bir alan sağlanmış ve bugünkü Kuzey Kıbrıs’ın sınırları büyük ölçüde çizilmiştir.

Dış politikadaki başarılar, koalisyonun içindeki görüş ayrılıklarını da körüklüyordu. Kıbrıs meselesinde Erbakan ve MSP kanadı, adanın tamamının kontrol altına alınması veya doğrudan ilhakını (fetih anlayışını) savunurken; Ecevit ve CHP, federatif bir çözüm ve barışçıl bir diplomasi (Atatürk’ün "yurtta sulh cihanda sulh" ilkesi) üzerinden hareket etmek istiyordu. Ayrıca harekatın prestijinin paylaşılması konusunda yaşanan rekabet, Ecevit’in "Kıbrıs Fatihi" olarak anılmasından MSP’nin duyduğu rahatsızlık, koalisyonun dağılma sürecini hızlandıracaktı.

Kıbrıs Barış Harekâtı ve haşhaş kararı, Türkiye'nin uluslararası arenada bağımsız bir aktör olarak varlık göstermesini sağlamış, ancak ciddi ekonomik ve askeri yaptırımları da beraberinde getirmişti. ABD’nin 1975-1978 yılları arasında uyguladığı silah ambargosu, Türk savunma kapasitesini zorlarken; 1973 Petrol Krizi'nin etkisiyle birleşen bu baskılar, Türkiye’yi ekonomik bir darboğaza sürüklemiştir. Buna rağmen 1974 dönemi, Türk dış politikasında egemenlik haklarının korunması ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin tesis edilmesi bakımından tarihsel bir dönüm noktası olarak kabul edilmelidir.

Chp-msp koalisyonu iç ve dış sorunlar ile mücadele ederken, bir yandan da muhalif kanadın koalisyonu yıpratma ve devirme girişimleriyle de mücadele etmek durumunda kalmıştır. 1973 genel seçimleri sonucunda parlamentoda oluşan parçalı yapı, hiçbir partinin tek başına hükümet kurmasına imkân tanımamış; bu durum Adalet Partisi (AP), Demokratik Parti (DP) ve Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) gibi sağ partilerin "sol" olarak nitelendirdikleri CHP’ye karşı birleşme arayışlarını tetiklemiştir. Daha hükümet kurulmadan önce DP, tüm sağ partilerin bir araya gelerek bir "sağ koalisyon" kurulması yönünde planlar geliştirmiştir. Ancak Süleyman Demirel’in liderliğindeki AP’nin muhalefette kalma tercihi ve DP’nin "Demirel’siz bir sağ koalisyon" şartı nedeniyle bu girişimler başlangıçta sonuçsuz kalmıştır. CHP-MSP koalisyonunun kurulmasıyla birlikte muhalefet, bu "tarihi uzlaşmayı" ideolojik olarak uyumsuz ve "gayritabii" bir ortaklık olarak niteleyerek, hükümeti düşürmeye yönelik sistemli girişimler başlatmıştır.

Muhalefet partileri, ilk olarak koalisyonun en önemli vaatlerinden biri olan Genel Af konusunu, hükümet ortakları arasına nifak sokmak için stratejik bir araç olarak kullanmıştı. 14 Mayıs 1974’teki oylamada 20 MSP’li milletvekilinin muhalefetle birlikte hareket ederek ret oyu vermesi sağlanmış. Bu durum, hükümetin meclisteki sayısal üstünlüğünü sarsmış ve koalisyonun ilk ciddi güven bunalımını yaşamasına neden olarak Başbakan Ecevit’i istifanın eşiğine getirmişti.

Hükümeti düşürme çabaları konusundaki bir diğer girişim, eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın öncülüğünde gelişen "Milliyetçi Cephe" (sağ partilerin birliği) fikriyle yeni bir evreye girmiştir. Bayar, özellikle DP ve MSP içindeki muhalif kanadı destekleyerek, Demirel’in başında bulunmadığı bir sağ hükümet kurmak amacıyla sağ partileri bir araya getirmeye çalışıyordu. 23-24 Mayıs 1974 tarihlerinde gerçekleşen Bayar-Demirel görüşmeleri, bu cephenin kurulmasına yönelik somut bir adım olarak algılanmıştır. DP lideri Bozbeyli, af krizini gerekçe göstererek bir "milliyetçi cephe" kurulmasının zaruret olduğunu ilan etmiş, bu girişimler, koalisyonun küçük ortağı MSP üzerindeki baskıyı artırarak partiyi sağ blokla iş birliğine zorlamayı hedeflemiştir.

Muhalefetin hükümeti dağıtmaya yönelik en somut parlamenter girişimi, Milli Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ hakkında verilen gensoru önergesidir. AP, DP, CGP ve MHP’nin ortaklaşa hazırladığı bu önergeyle, bakanın icraatlarının "milli eğitim ve milli güvenliğe aykırı" olduğu iddia edilmiştir. Muhalefetin temel amacı, genel af oylamasında olduğu gibi MSP içindeki muhafazakâr duyarlılığı tetikleyerek hükümetten "fire" verdirmek ve kabineyi düşürmektir. Ancak MSP, bu girişim karşısında hükümetin yanında durarak gensorunun 19 Haziran 1974’te reddedilmesini sağlamış, böylece muhalefetin hükümeti devirme denemesi bu aşamada başarısızlığa uğramıştır.

Muhalefet partileri, koalisyonun içindeki görüş ayrılıklarını kamuoyu nezdinde sürekli işleyerek hükümetin itibarını sarsmaya çalışmıştır. İsmail Cem’in TRT Genel Müdürlüğü’ne atanması, ahlak derslerinin içeriği ve MSP lideri Erbakan’ın "hayali fabrikalar" olarak nitelendirilen sanayileşme vaatleri muhalefetin başlıca eleştiri konuları olmuştur. Muhalefet, Ecevit’in "Kıbrıs Fatihi" imajı ile Erbakan’ın bu başarıyı sahiplenme çabası arasındaki rekabeti de yakından takip ederek, bu durumun koalisyonu bir "erken seçim" yarışı içine soktuğunu vurgulamıştır.

CHP-MSP koalisyonu, görev süresi boyunca sadece içsel anlaşmazlıklarla değil, aynı zamanda parlamenter aritmetiği ve ideolojik hassasiyetleri kullanan güçlü bir muhalefet baskısıyla mücadele etmiştir. Muhalefetin af yasası ve gensoru gibi konulardaki "blok" hareketleri, koalisyonun karar alma mekanizmalarını felç etmiş ve nihayetinde Başbakan Ecevit’in, koalisyonun artık işleyemez hale geldiği ve bir erken seçimin kaçınılmaz olduğu kanaatine vararak 18 Eylül 1974’te istifa etmesine giden yolu döşemiştir.

26 Ocak 1974 tarihinde kurulan ve Türk siyasal hayatında "tarihi uzlaşma" olarak adlandırılan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milli Selamet Partisi (MSP) koalisyonu, yaklaşık sekiz ay süren kısa ömrünü derin ideolojik ayrışmalar ve liderler arası güven bunalımı neticesinde tamamlamıştır. Laik, devletçi ve ilerici bir çizgiye sahip olan CHP ile ümmetçi ve İslamcı bir kimliğe sahip olan MSP'nin ortaklığı, başlangıçta toplumsal kitlelere seslenme noktasında birleşmiş olsa da, uygulama safhasında "politika, amaç ve araçlar" konusunda uzlaşılması güç uçurumlarla karşılaşmıştır.

Koalisyonun iç işleyişindeki ilk büyük çatlak, 12 Mart döneminin izlerini silmeyi amaçlayan "Genel Af" yasası sürecinde ortaya çıkmıştır. Bu durum, iktidarın büyük ortağı olan CHP'yi zor durumda bırakmış ve Başbakan Bülent Ecevit'in ilk kez "şahsi temayülüm hükümetten çekilmek yönündedir" diyerek bir güven bunalımı ilan etmesine yol açmıştır.

Hükümet içi gerginlikler sadece siyasi hamlelerle sınırlı kalmamış, sosyo-ekonomik ve eğitim politikalarına da sirayet etmiştir:

  • Yatırım ve Sanayileşme Tartışmaları: MSP lideri Erbakan'ın, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) onayından geçmeyen "hayali" olarak nitelendirilen ağır sanayi hamleleri ve "100 bin tank" gibi vaatleri, CHP kanadı tarafından hükümetin itibarını sarsıcı bulunmuştur.
  • Eğitim ve Kültür Politikaları: Ortaöğretimde okutulan ahlak derslerinin içeriği konusunda MSP derslerin dini esaslara dayanmasını isterken, CHP sosyal temelli olmasında ısrar etmiştir. Ayrıca TRT Genel Müdürlüğü’ne İsmail Cem’in atanması MSP tabanında şiddetli huzursuzluk yaratmıştır..

Temmuz 1974’te gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı, koalisyonun en önemli başarısı olmasına rağmen, bu başarının sahiplenilmesi süreci ortaklığı bitiren ana unsurlardan biri haline gelmiştir. Kamuoyunda Ecevit'e verilen "Kıbrıs Fatihi" unvanı ve CHP'nin artan popülaritesi MSP kanadında endişe yaratmıştır. Erbakan, harekatın kendi ısrarlarıyla gerçekleştiğini savunarak "fetih" söylemini öne çıkarırken, Ecevit harekatın amacının "fetih değil barış" olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca çözüm modelinde MSP "taksim" politikasını savunurken, CHP "coğrafi federasyon" tezini benimsemiş; bu durum dış politikada çok sesliliğe ve diplomatik tıkanıklıklara yol açmıştır.

Koalisyonu fiilen bitiren olay, Eylül 1974'te Ecevit'in planladığı İskandinavya gezisi öncesinde yaşanan "vekalet krizi" olmuştur. Ecevit, kendisi yurt dışındayken Başbakanlık vekâletini teamüllere göre Başbakan Yardımcısı Erbakan’a bırakmak yerine, CHP’li Devlet Bakanı Orhan Eyüboğlu’na bırakacağını açıklamıştır. MSP’li bakanların bu kararnameli imzalamayı reddetmesi üzerine Ecevit, koalisyonun artık "işleyemez duruma geldiğini" belirterek gezisini iptal etmiş ve 18 Eylül 1974 tarihinde istifasını sunmuştur.

Ecevit'in istifasının arkasında, Kıbrıs başarısının yarattığı rüzgârla girilecek bir erken seçimde tek başına iktidara gelme beklentisi yatmaktaydı. Ancak rakiplerinin erken seçime yanaşmaması ve sağ blokun "Milliyetçi Cephe" altında birleşme eğilimi göstermesi, bu hamlenin bir "siyasal gaf" veya "stratejik hata" olarak nitelendirilmesine neden olmuştur. 236 gün süren bu ortaklık, Ecevit tarafından sonradan "tarihi yanılgı" olarak tanımlanmıştır.

Sonuç olarak 1974 koalisyonu, kriz dönemlerinde keskin ideolojik karşıtlıkların asgari müştereklerde buluşabileceğini ispatlamasına karşın, yapısal farklılıkların ve liderler arası güven bunalımının siyasal istikrar üzerindeki engelleyici etkisini de tarihe bir not olarak düşmüştür.



Kaynakça:


Çeliker, Derya. “1961-1980 Arası Koalisyon Hükümetlerine Bir Örnek : 1974 CHP-MSP Koalisyonu”. Yüksek Lisans Tezi, Pamukkale Üniversitesi, 2009.

Erkoyuncu, Ümran. “1974 CHP-MSP Koalisyonu: İdeolojik Uçların Ortak Yönetim Denemesi”. Tarih ve Gelecek Dergisi 11, sy 4 (2025): 749-70. https://doi.org/10.21551/jhf.1810936.

Erkoyuncu, Ümran. “Zıtların Birlikteliği: CHP-MSP Koalisyonu”. Doktora Tezi, Muş Alparslan Üniversitesi, 2025.

Gülbay, Alper. Huzursuz Bir Ortaklığın Ses Getiren Hamlesi: CHP-MSP Koalisyon Hükümeti Ve Kıbrıs Barış Harekâtı. 15, sy 30 (2019): 333-61.

Sevdi̇, Seyit. CHP’ DE Kİ DEĞİŞİM: ORTANIN SOLU. t.y.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adnan Menderes'in İdam İle Sonlanan Trajik Hayat Hikayesi

Türkiye'de Siyasal İslam'ın Kısa Tarihi ( 1923 - 2002 )

Türk Siyasetinin İlk Muhalefet Partisi: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası