Türk Siyasetinde Milliyetçi Cephe Hükümetleri
Türkiye’nin 1970’li yılları, Cumhuriyet tarihinin
en buhranlı ve siyasal kutuplaşmanın zirveye ulaştığı dönemlerden biri olarak
kabul edilir. 12 Mart 1971 askerî müdahalesi sonrasında oluşan "Ara
Rejim" ve partiler üstü hükümet modelleri, ülkenin temel sorunlarını
çözmekte yetersiz kalmış; bu durum koalisyon hükümetlerini yaygın bir yönetim
biçimi haline getirmiştir. 1973 genel seçimlerinde hiçbir partinin tek başına
iktidar olamaması üzerine kurulan CHP-MSP koalisyonunun 1974 yılında bozulması,
Türk siyasetinde derin izler bırakacak olan "Milliyetçi Cephe" (MC)
döneminin kapısını aralamıştır.
14 Ekim 1973 genel seçimlerinden sonra 26 Ocak
1974 tarihinde kurulan CHP-MSP koalisyonu, ideolojik zıtlıklar ve liderler
arası uyumsuzluklar nedeniyle Eylül 1974’te bozulmuştur. Başbakan Bülent
Ecevit’in, Kıbrıs zaferinin yarattığı popülariteyi sandıkta tek başına iktidara
dönüştürmek amacıyla istifa etmesi, ülkeyi uzun süreli bir hükümet krizine
sürüklemiştir. .
18 Eylül 1974’teki istifasının ardından
Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, hükümeti kurma görevini önce Ecevit’e, ardından
Süleyman Demirel’e vermiş ancak her iki lider de yeterli desteği bulamamıştır.
Siyasal tıkanıklığı aşmak amacıyla Korutürk, kontenjan senatörü Sadi Irmak’ı
"partiler üstü" bir hükümet kurmakla görevlendirmiştir. Ancak bu
kabine, 29 Kasım 1974’teki güven oylamasında 450 üyeli meclisten yalnızca 17
kabul oyu alarak Cumhuriyet tarihinde güvenoyu alamayan ilk hükümet olarak
tarihe geçmiştir. Yeni bir hükümet kurulamadığı için Irmak kabinesi, I. MC
Hükümeti kurulana dek görevine vekâleten devam etmiştir.
Hükümet krizinin derinleştiği bu süreçte, sağ
partilerin bir araya gelerek sola karşı bir blok oluşturması fikri
güçlenmiştir. "Milliyetçi Cephe" ifadesi ilk kez Cumhuriyetçi Güven
Partisi (CGP) lideri Turhan Feyzioğlu tarafından dile getirilmiştir. Aydınlar
Ocağı gibi milliyetçi-muhafazakâr çevrelerin de desteğiyle; antikomünizm,
milliyetçilik ve hür teşebbüs gibi ortak paydalarda birleşen sağ partilerin
ittifak yapması gerektiği savunulmuştur. 18 Aralık 1974’te AP, MSP, CGP ve MHP
liderleri ortak bir bildiri yayınlayarak "Milliyetçi Cephe"nin
temellerini resmen atmışlardır.
Süleyman Demirel başkanlığında bir sağ koalisyon
kurulabilmesi için meclis çoğunluğu olan 226 sayısına ulaşılması gerekiyordu. O
dönemde Milliyetçi Cephe partilerinin toplam sandalye sayısı (218) güvenoyu
için yeterli değildi. Bu noktada, Demokratik Parti’den (Dp) ayrılan ve
"Dokuzlar" olarak bilinen Saadettin Bilgiç ve arkadaşları kilit rol
oynamıştır. Celal Bayar’ın da yönlendirmesiyle bu grup, "komünizm tehdidi
karşısında" Demirel liderliğindeki sağ koalisyonu destekleme kararı alarak
meclisteki sayısal dengeleri değiştirmiştir.
Cumhurbaşkanı Korutürk, 19 Mart 1975 tarihinde
hükümeti kurma görevini Süleyman Demirel’e vermiştir. 31 Mart 1975 tarihinde
39. Cumhuriyet Hükümeti resmen kurulmuş ve koalisyon protokolü yayınlanmıştır.
Kabinede görev dağılımı şu şekilde gerçekleşmiştir:
- Adalet Partisi (AP): Başbakanlık dahil 16 bakanlık.
- Milli Selamet Partisi (MSP): Başbakan yardımcılığı dahil 8 bakanlık.
- Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP): Başbakan yardımcılığı
dahil 4 bakanlık.
- Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Başbakan yardımcılığı
dahil 2 bakanlık.
Bu hükümet yapısında Necmettin Erbakan, Turhan
Feyzioğlu ve Alparslan Türkeş başbakan yardımcılığı görevlerini
üstlenmişlerdir. 12 Nisan 1975 tarihinde Millet Meclisi’nde yapılan
güven oylamasında hükümet; 218 ret oyuna karşılık 222 kabul oyuyla (kıl
payı) güvenoyu alarak resmen göreve başlamıştır.
Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti, Türk siyasal
hayatında kutuplaşmanın kurumsallaştığı bir dönemin başlangıcını temsil eder.
Seçimle iktidara gelen bu koalisyon, "milli beraberlik" iddiasıyla
kurulmuş olsa da, meclis aritmetiğindeki hassas dengeler ve partiler arası
ideolojik farklılıklar nedeniyle görev süresi boyunca çeşitli iç
anlaşmazlıklarla boğuşmuştur.
"Komünizmle
mücadele" ve "milliyetçi bir iktidar" parolasıyla yola çıkan bu
koalisyon, görev süresi boyunca derinleşen toplumsal şiddet, kurumsal
bölünmeler ve ekonomik darboğazlarla mücadele etmek zorunda kalmıştır.
I.
MC dönemi iç politikasının en tartışmalı konularından biri kamu
bürokrasisindeki geniş çaplı atamalardır. Muhalefet tarafından
"memur kıyımı" olarak nitelendirilen bu süreçte, hükümet yaklaşık 150
bin yeni atama gerçekleştirmiştir. Koalisyon ortakları, kendilerine bağlı
bakanlıkları adeta birer kale gibi kullanarak kendi ideolojilerine yakın
isimleri göreve getirmiş; MSP ve MHP özellikle İçişleri ve Eğitim kadrolarında
yoğun bir örgütlenme içine girmiştir.
Bu
kadrolaşma mücadelesinin odak noktası ise TRT Genel Müdürü İsmail
Cem’in görevden alınması olmuştur. Hükümet, Cem’i "komünizm
propagandası yapmakla" suçlayarak görevden almış; yerine önce Nevzat
Yalçıntaş’ı, ardından Şaban Karataş’ı atamıştır. Danıştay’ın Cem lehine verdiği
göreve iade kararlarının hükümetçe uygulanmaması, yürütme ile yargı arasında
derin bir hukuk krizine yol açmıştır.
I.
MC Hükümeti, Başbakan Demirel’in yakınlarını ve üst düzey bürokrasiyi hedef
alan ağır yolsuzluk iddialarıyla sarsılmıştır. "Mobilya
Yolsuzluğu" olarak bilinen olayda, Yahya Demirel’in hayali ihracat yaparak
haksız vergi iadesi aldığı öne sürülmüş ve konu meclis soruşturmalarına
taşınmıştır.
Aynı dönemde patlak veren Lockheed skandalı ise, Amerikan
firmasının uçak satışları için Türk yetkililere rüşvet dağıttığı iddialarını
gündeme getirmiş, ancak bu iddialara dair meclis araştırmaları siyasi engellere
takılarak sonuçsuz bırakılmıştır.
Hükümet,
ordu ile ilişkilerini dengede tutmaya çalışırken, kuvvet komutanlığı
atamalarında siyasi tercihlerin ön plana çıkması gerginlik yaratmıştır. 1976
yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığı atamasında yaşanan krizin ardından, 1977
seçimlerine günler kala Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal
Ersun’un darbe hazırlığı iddiaları üzerine re’sen emekli edilmesi, sivil-asker
ilişkilerinde en gerilimli noktayı oluşturmuştur.
Bu
dönemde siyasal kutuplaşma sadece meclis ve sokakla sınırlı kalmamış, devletin
en hassas kurumlarına sirayet etmiştir. Emniyet teşkilatı POL-DER ve POL-BİR
olarak; öğretmenler ise TÖB-DER ve ÜLKÜ-BİR gibi ideolojik dernekler çatısı
altında saflaşmıştır. Bu durum, asayişin sağlanmasında zafiyet oluşturmuş ve
devlet otoritesini sarsmıştır.
I.
MC dönemi boyunca üniversiteler ideolojik çatışmaların merkezi haline
gelmiştir. Özellikle
ODTÜ Rektörlüğü’ne Hasan Tan’ın atanması, okulda aylarca süren boykotlara,
çatışmalara ve can kayıplarına neden olan büyük bir direnişi tetiklemiştir. Siyasi şiddet
olaylarında hayatını kaybedenlerin sayısı her yıl katlanarak artmış; 1975’te 35
olan ölüm vakası, 1977’de 319’a yükselmiştir. Ayrıca Başbakan Demirel’e ve
muhalefet lideri Ecevit’e yönelik fiziksel saldırılar ve suikast girişimleri
(Gerede ve Çiğli olayları) bu dönemin karanlık yüzünü oluşturmuştur.
Sendikal
alanda DİSK’in başını çektiği muhalefet, hükümetin yargı ve çalışma hayatına
yönelik düzenlemelerine sert tepki göstermiştir. Hükümetin Devlet
Güvenlik Mahkemelerini (DGM) yeniden yasalaştırma girişimi, DİSK tarafından
"Genel Yas" adı verilen büyük çaplı grevlerle engellenmiştir. Aynı süreçte, işveren
sendikası MESS
ile DİSK arasındaki toplu sözleşme uyuşmazlıkları, sanayi üretimini felç
eden uzun soluklu grevlere ve lokavtlara dönüşmüştür.
1976 ve 1977 İşçi sınıfı, 51 yıllık aradan sonra 1 Mayıs’ı ilk kez 1976
yılında Taksim Meydanı’nda barışçıl bir şenlik havasında kutlamıştır. Ancak 1 Mayıs 1977 mitingi, Türk tarihine "Kanlı 1
Mayıs"
olarak geçmiştir. Miting sonunda açılan ateş ve çıkan panik sonucu 34 kişi
hayatını kaybetmiş; bu trajedi MC hükümetine duyulan güvenin sarsılmasında ve
toplumsal korkunun artmasında dönüm noktası olmuştur.
Türkiye’de
1970’li yılların ikinci yarısı, siyasal istikrarsızlığın ve toplumsal
kutuplaşmanın derinleştiği bir dönemi temsil eder. Koalisyon ortakları
arasındaki telafi edilemez görüş ayrılıkları, artan anarşi ve ekonomik buhran
hükümetin sürdürülebilirliğini yitirmesine neden olmuştur. 1977 yılına
girildiğinde I. MC hükümetinin ortakları olan Adalet Partisi (AP) ve Milli
Selamet Partisi (MSP) arasındaki uyumsuzluk had safhaya ulaşmıştır. Başbakan
Süleyman Demirel, MSP lideri Necmettin Erbakan’ın taleplerinden ve koalisyonun
"parsellenmiş" yapısından kurtulmak amacıyla seçimlerin öne
alınmasını istemiştir. AP ve ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi
(CHP), normalde Ekim 1977’de yapılması gereken seçimlerin 5 Haziran’a alınması
konusunda mutabık kalmışlardır. MSP’nin içtüzük mekanizmalarını kullanarak bu
kararı engelleme girişimleri, meclis içtüzüğünde yapılan değişikliklerle aşılmış
ve erken seçim kararı 5 Nisan 1977’de resmen kabul edilmiştir. 5 Haziran 1977’de
gerçekleşen genel seçimlerde CHP birinci parti çıksa da tek başına iktidar
çoğunluğunu sağlayamamış; Başbakan Demirel 13 Haziran 1977 tarihinde istifasını
sunarak I. MC dönemini resmen noktalamıştır.
1977
seçim kampanyası dönemi, Türk siyasi tarihinin en şiddetli ve kargaşalı
süreçlerinden biri olmuştur. Özellikle CHP lideri Bülent Ecevit’e yönelik
saldırılar bu döneme damga vurmuştur. Ecevit’in Gerede, Niksar ve Elazığ
mitinglerinde taşlı ve silahlı saldırılar düzenlenmiş; birçok CHP’li
yaralanmıştır.
Bu
süreçteki en kritik olay 29 Mayıs 1977 tarihinde İzmir Çiğli Havalimanı’nda
yaşanmıştır. Ecevit’e yönelik bir suikast girişimi olarak nitelendirilen
olayda, bir polisin silahından çıkan kurşun Ecevit’in yanındaki Mehmet İsvan’ı
yaralamıştır. Olayın hemen ardından 2 Haziran’da Başbakan Demirel, Ecevit’e
"gizli" ibareli bir mektup göndererek, 3 Haziran’daki Taksim
mitinginde Sheraton Oteli’nden kendisine dürbünlü silahla ateş açılacağı
ihbarını iletmiştir. Ecevit, tüm risklere rağmen mitingi gerçekleştirmiş ve
büyük bir kalabalığa hitap etmiştir.
Gergin
bir atmosferde yapılan 5 Haziran 1977 genel seçimlerinde CHP, %41,4 oy oranı ve
213 milletvekili ile birinci parti çıkmıştır. Ancak bu sonuç, salt çoğunluk
olan 226 vekil sayısına ulaşmaya yetmemiştir. AP oylarını artırarak %36,9 ile
189 vekil çıkarırken; MSP ciddi bir kan kaybı yaşayarak 24 vekile gerilemiş,
MHP ise oylarını neredeyse iki katına çıkararak 16 milletvekiliyle meclise
girmiştir. Bu aritmetik, parlamentonun sağ ve sol bloklar arasında keskin bir
şekilde bölündüğünü ve bir koalisyonun kaçınılmaz olduğunu ortaya koymuştur.
Cumhurbaşkanı
Fahri Korutürk, hükümeti kurma görevini ilk olarak en çok oyu alan CHP’nin
lideri Bülent Ecevit’e vermiştir. Ecevit, diğer partilerden beklediği desteği
bulamayınca 21 Haziran 1977’de bir azınlık hükümeti kurmuştur. AP tarafından
"Çankaya Hükümeti" olarak adlandırılan bu kabine, güvenoyu almayı
beklemeden geniş çaplı atamalar ve "memur kıyımı" olarak nitelenen
görevden almalar başlatmıştır. Ancak AP, MSP ve MHP blok halinde hareket ederek
3 Temmuz 1977’deki güven oylamasında 229 "ret" oyuyla hükümeti
düşürmüştür.
Ecevit’in
istifasının ardından görev Süleyman Demirel’e verilmiştir. "Milliyetçi
Partiler Topluluğu" olarak adlandırılan AP, MSP ve MHP liderleri,
"sola geçit vermemek" hedefiyle bir araya gelmişlerdir. Cumhuriyetçi
Güven Partisi (CGP) bu kez "sağ cephe" içinde yer almayı reddederek
CHP-AP koalisyonunu savunmuş, ancak bu öneri Demirel tarafından karşılık
bulmamıştır.
Uzun
süren bakanlık pazarlıklarının ardından 21 Temmuz 1977’de II. MC hükümeti
kurulmuştur. Kabinede AP 15, MSP 8 ve MHP 5 bakanlık almıştır. Hükümet
programı, komünizmle mücadele ve ağır sanayi hamlesi gibi ideolojik vurgular
üzerine bina edilmiştir. 1 Ağustos 1977’de yapılan güven oylamasında II. MC
hükümeti, 229 "evet" oyuyla parlamentodan güvenoyu alarak resmen
göreve başlamıştır.
İkinci
Milliyetçi Cephe hükümeti, meclis aritmetiğinin zorlaması ve sağ partilerin
antikomünist bloklaşma arzusuyla hayat bulmuştur. Ancak bu hükümet, henüz
kurulma aşamasında başlayan AP içi muhalefet ve koalisyon ortaklarının
uyumsuzlukları nedeniyle Türkiye’nin kronikleşen sorunlarına uzun vadeli
çözümler sunmakta zorlanacak bir yapı arz etmiştir.
II.
MC Hükümeti’nin güvenoyu almasından sonra karşılaştığı ilk ciddi kurumsal
sorun, Millet Meclisi başkanının bir türlü seçilememesi olmuştur. 1977
seçimlerinden sonra oluşan yeni parlamentoda, Cumhuriyet Senatosu başkanlığına
CHP’li Sırrı Atalay seçilmiş olsa da Millet Meclisi’nde çoğunluk sağlanamadığı
için başkanlık makamı uzun süre boş kalmıştır.
Hükümet
ortakları olan AP ve MHP, Meclis başkanının AP’li bir milletvekili olması
konusunda görüş birliğine varmış, ancak MSP lideri Necmettin Erbakan bu makamın
kendi partisinden bir isme verilmesi gerektiğini savunarak itiraz etmiştir.
MSP, AP’nin adayını desteklemek karşılığında TRT Genel Müdürlüğü, Devlet
Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarlığı ve İstanbul Valiliği gibi stratejik
makamlara atanacak isimlerin kendileri tarafından belirlenmesini şart
koşmuştur. Bu uzlaşmazlık nedeniyle seçimler 38. tura kadar uzamış ve
parlamento aylarca işlevsiz kalmıştır. Siyasi tıkanıklık, 17 Kasım 1977
tarihinde MHP’nin CHP’li bir adayı destekleme kararı almasıyla aşılmıştır.
MHP’nin bu hamlesi sonucunda CHP’li Cahit Karakaş, 227 oyla Meclis başkanı
seçilmiştir. Bu işbirliği, koalisyonun en küçük ortağı olan MHP’nin parlamenter
demokrasiye bağlılığını kanıtlama ve merkeziyetçi bir rol üstlenme çabası
olarak değerlendirilmiştir.
II.
MC Hükümeti döneminde iç politikanın en yakıcı meselesi, önü alınamayan anarşi
ve siyasal şiddet olaylarıdır. Hükümetin kurulmasını takip eden ilk iki buçuk
aylık süreçte dahi 117 kişi hayatını kaybetmiş, 910 kişi yaralanmıştır. Şiddet
eylemleri özellikle üniversiteler ve öğrenci yurtları üzerinden topluma
yayılmış, "kurtarılmış bölgeler" kavramı bu dönemde
belirginleşmiştir.
Bu
kaos ortamında İçişleri Bakanı Korkut Özal, asayişi sağlamak amacıyla
"Fazilet Operasyonu" adı verilen geniş kapsamlı bir güvenlik harekâtı
başlatmıştır. Özal, emniyet teşkilatı içerisinde yeni bir ekip kurarak,
Başbakan Demirel’in başlangıçtaki direncine rağmen hazırladığı kapsamlı
kararnameyi Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e imzalatmayı başarmıştır. Operasyon
kapsamında özellikle İstanbul’da yürütülen çalışmalar sonucunda siyasal şiddet
eylemlerinde geçici bir azalma kaydedilmiştir. Ancak yerel seçim atmosferine
girilmesiyle birlikte bu durağanlık sona ermiş ve anarşi yeniden tırmanışa
geçmiştir.
Hükümet
ile Cumhurbaşkanlığı makamı arasında yaşanan en gerilimli iç politika
gelişmelerinden biri Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK) ataması sürecidir. I. MC
döneminde darbe hazırlığı iddialarıyla re’sen emekli edilen Namık Kemal
Ersun’un ardından boşalan bu makam için hükümet, Ali Fethi Esener’i önermiştir.
Ancak Cumhurbaşkanı Korutürk, kıdem esasına aykırı bulduğu bu atamayı
onaylamamıştır.
Hükümetin
Esener isminde ısrar etmesi, ordunun üst kademesinde ciddi bir hiyerarşi
krizine yol açmıştır. Süreç sonunda generaller Adnan Ersöz, Şükrü Olcay ve Ali
Fethi Esener emekliye ayrılmak zorunda kalmışlardır. Bu tasfiyeler sonucunda,
asıl bekleme listesinde olmayan ve emekliliğini bekleyen Ege Ordu Komutanı
Kenan Evren, "bir mucize gerçekleşmiş" gibi KKK makamına atanmıştır.
Evren’in bu göreve getirilmesi, görev süresi dolmak üzere olan Genelkurmay
Başkanı Semih Sancar’ın yerine geçmesinin de önünü açmıştır. Kenan Evren, KKK
olduğu ilk günlerde dahi sivil idarenin gidişatından duyduğu rahatsızlığı
anılarında dile getirmiş ve 12 Eylül darbesine giden sürecin asker kanadındaki
fikri temellerini bu dönemde pekiştirmiştir.
İkinci
Milliyetçi Cephe Hükümeti’nin bu dönemi, parlamenter sistemin kendi başkanını
seçmekte dahi zorlandığı, asayişin ancak geçici operasyonlarla sağlanabildiği
ve askeri atamaların siyasi pazarlık konusu haline geldiği bir süreçtir. Meclis
başkanlığı seçimindeki tıkanıklık ve askeri kademelerdeki sıra dışı değişimler,
devlet kurumları arasındaki uyumun zayıfladığını ve sistemin giderek bir
yönetim krizine sürüklendiğini göstermiştir.
Türkiye’nin 1970’li yılları, siyasal
istikrarsızlığın ve toplumsal kutuplaşmanın yanı sıra derin ekonomik
bunalımların yaşandığı bir dönemdir. 1973 seçimleri sonrası ortaya çıkan
parçalanmış parlamento yapısı, Milliyetçi Cephe (MC) hükümetlerini
doğurmuştur. Bu hükümetler dönemi, içte anarşi ve ekonomik darboğazla, dışta
ise Kıbrıs meselesi ve ambargo baskılarıyla şekillenmiştir.
Milliyetçi Cephe hükümetleri, 1973 Petrol
Krizi'nin küresel etkileri ve 1974 Kıbrıs Harekâtı sonrası uygulanan
uluslararası kısıtlamaların gölgesinde bir ekonomi devralmıştır.
- Petrol Krizi ve Enflasyon: 1973'te OPEC'in petrol fiyatlarını dört
katına çıkarması, ithalata bağımlı olan Türkiye ekonomisini derinden
sarsmıştır. Bu enerji maliyetleri ve KİT'lerdeki popülist yaklaşımlar
enflasyonu körüklemiş; 1974'te %29,9 olan enflasyon, MC döneminde 1977'de %24,1
seviyelerinde seyretmiştir.
- Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) ve Borçlanma: Hükümet,
döviz darboğazını aşmak için Mayıs 1975'te DÇM sistemini yeniden hayata
geçirmiştir. Bu sistem kısa vadeli döviz girişi sağlasa da, yüksek faiz
yükü ve devlet garantisi nedeniyle Merkez Bankası'nın bilançosunda büyük
zararlara ve uzun vadede ekonomik çöküşe zemin hazırlamıştır.
- 70 Sente Muhtaç Dönemi: Özellikle II. MC döneminde döviz rezervleri
tükenmiş, Türkiye dış borçlarını ödeyemez hale gelerek temel ihtiyaç
maddelerinde (yağ, tüp gaz, benzin) ağır kıtlıklar ve kuyruklar
yaşamıştır.
Eğitim alanı, MC hükümetlerinin "milli ve
manevi değerlere bağlı nesiller yetiştirme" hedefinin merkezinde yer
almıştır.
- İmam Hatip Liseleri (İHL): MSP'nin koalisyon içindeki etkisiyle İHL
sayısında patlama yaşanmıştır. MC döneminde 230'dan fazla yeni İHL
açılmış, bu okullar genel liselere denk sayılarak mezunlarına doğrudan
üniversite yolu açılmıştır. MSP ayrıca bu mezunların Harp Okullarına alınması
için baskı yapsa da bu talep AP ve askeri çevrelerce reddedilmiştir.
- Üniversiteler ve Kutuplaşma: Üniversite sayısı 8'den 16'ya çıkarılmış;
Cumhuriyet, Uludağ ve Fırat gibi yeni üniversiteler kurulmuştur. Ancak
eğitim ortamı sağ-sol çatışmalarının merkezi haline gelmiş, 1975 yılı
"eğitimsiz yıl" olarak adlandırılacak kadar boykot ve işgallerle
geçmiştir. Özellikle ODTÜ Rektörlüğü'ne Hasan Tan'ın atanması,
aylarca süren çatışmalara ve okulun kapanmasına neden olan büyük bir
direnişi tetiklemiştir.
Dış politikada Kıbrıs meselesi ve bunun uzantısı
olan ambargolar en temel gündemi oluşturmuştur.
- Türkiye-ABD İlişkileri ve Ambargo: 1974 Kıbrıs Harekâtı ve
haşhaş ekiminin yeniden serbest bırakılması nedeniyle ABD Kongresi,
1975-1978 yılları arasında Türkiye'ye silah ambargosu uygulamıştır.
MC Hükümeti bu baskıya boyun eğmeyerek 25 Temmuz 1975'te İncirlik hariç
tüm ABD üslerine el koymuş ve Türk bayrağı çekmiştir.
- Türkiye-Yunanistan İlişkileri: Ege Denizi'nde kıta
sahanlığı, hava sahası (FIR hattı) ve adaların silahsızlandırılması
konularında gerginlik zirveye çıkmıştır. Türkiye, Yunanistan'ın silahlanma
hamlesine karşı NATO dışı olan Ege Ordusu'nu (4. Ordu) kurmuş ve
Sismik-I (Hora) gemisiyle Ege'de petrol araması yaparak kararlılığını
göstermiştir.
- Türkiye-AET İlişkileri: Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile
ilişkiler, Yunanistan'ın tam üyelik başvurusu ve Kıbrıs meselesi nedeniyle
donma noktasına gelmiştir. MSP ve MHP'nin "Hıristiyan Kulübü"
olarak gördükleri AET'ye karşı ideolojik direnci, Türkiye'nin ortaklık
yükümlülüklerini dondurmasına yol açmıştır.
- Türkiye-SSBC İlişkileri: Batı'dan gelen ambargo ve kısıtlamalar, MC
hükümetlerini ideolojik zıtlığa rağmen Sovyetler Birliği ile yakınlaşmaya
itmiştir. Bu dönemde SSCB'den sağlanan kredilerle İskenderun
Demir-Çelik Fabrikası gibi dev sanayi tesisleri açılmış, Türkiye
sosyalist blok dışındaki en büyük Sovyet yardım alıcısı haline gelmiştir.
- Türkiye-Bulgaristan İlişkileri: İlişkiler göçmen
sorunları ve enerji ihtiyacı üzerine kurulmuştur. Türkiye, döviz darboğazı
nedeniyle santrallerini çalıştıramayınca Bulgaristan'dan elektrik ithal
etmiş; ancak ödeme yapılamayınca Bulgaristan 1977'de elektrik sevkiyatını
kısıtlamıştır.
Milliyetçi Cephe hükümetleri, Türkiye'nin en
zorlu dönemlerinden birinde antikomünist bir blok olarak görev yapmış; ancak
koalisyon içi uyumsuzluklar ve küresel konjonktür nedeniyle ekonomik krizi ve
anarşiyi durdurmakta yetersiz kalmıştır. Bu dönemde atılan ağır sanayi adımları
ve dış politikadaki dik duruş, ülkenin içinde bulunduğu imkânsızlıklar ve dış
baskılarla sınırlı kalmıştır.
21
Temmuz 1977 tarihinde Süleyman Demirel başkanlığında Adalet Partisi (AP), Milli
Selamet Partisi (MSP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ortaklığıyla kurulan
İkinci Milliyetçi Cephe (II. MC) Hükümeti, Türk siyasal hayatının en
istikrarsız dönemlerinden birini temsil eder. 5 Haziran 1977 genel
seçimlerinden sonra ortaya çıkan parçalanmış parlamento yapısı ve sağ
partilerin "sola geçit vermeme" arzusuyla kurulan bu koalisyon,
kuruluşundan itibaren hem hükümet içi anlaşmazlıklar hem de güçlü bir
parlamento dışı ve içi muhalefetle karşı karşıya kalmıştır.
II.
MC Hükümetinin geleceğini belirleyen en kritik dönüm noktası 11 Aralık 1977
yerel seçimleri olmuştur. Muhalefet lideri Bülent Ecevit, bu seçimleri mevcut
hükümet için bir "referandum" olarak nitelendirmiş ve parlamentonun
kilidinin bu seçimlerle açılacağını iddia etmiştir.
Seçim
sonuçları, iktidar bloğu için ağır bir yenilgi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)
için ise büyük bir zafer olmuştur. CHP, 67 il merkezinden 42'sini kazanırken,
AP 15, MHP 5 ve MSP 3 belediye başkanlığında kalmıştır. İl genel meclisi
oylarında CHP %41,8'e ulaşırken AP %37,1'de kalmıştır. Bu sonuçlar, halkın II.
MC Hükümetine olan desteğini çektiği şeklinde yorumlanmış ve Ecevit'i hükümeti
düşürme konusunda cesaretlendirmiştir.
düşürülme
süreci sadece dış muhalefetle değil, bizzat iktidarın büyük ortağı AP içindeki
derin çatlaklarla başlamıştır. AP içindeki muhalefetin temel gerekçesi, MSP ve
MHP'ye verilen aşırı tavizler ve devlet kadrolarının bu partilerce
"parsellendiği" (parselasyon) iddiasıdır.
Muhalefetin
öncülüğünü yapan Konya Milletvekili Oğuz Atalay, 7 Ekim 1977'de Demirel'e
yönelik sert eleştirilerde bulunarak AP'nin halk nezdinde güven kaybettiğini ve
Demirel'in çekilmesi gerektiğini savunmuştur. Kamran İnan gibi isimlerin de yer
aldığı bu muhalif grup, koalisyon ortaklarının (özellikle MSP) uzlaşmaz
tavırlarından ve Başbakan'ın bu duruma sessiz kalmasından rahatsızlık
duymaktaydı.
Yerel
seçim sonuçlarının yarattığı atmosferde CHP, hükümeti düşürmek için gerekli
olan milletvekili sayısına ulaşmak amacıyla AP içindeki küskünlerle temasa
geçmiştir. Türk siyasi literatürüne "Güneş Motel" olarak geçen olay,
bu transfer pazarlıklarının zirve noktasıdır.
Seçimlerin
yapıldığı 11 Aralık günü Oğuz Atalay, Mustafa Kılıç ve Şerafettin Elçi AP'den
istifa ederek MC'nin meclis çoğunluğunu (225 sandalyeye düşürerek) fiilen
bitirmişlerdir. Takip eden günlerde istifalar devam etmiş; Mete Tan, Güneş
Öngüt, Hilmi İşgüzar gibi isimlerin katılımıyla grup "11'ler" (daha
sonra bağımsız Ali Rıza Septioğlu'nun katılımıyla 12'ler) olarak anılmaya
başlanmıştır.
Bülent
Ecevit, basından gizli tutmaya çalıştığı bir dizi toplantı (Kalyon Otel ve
Çınar Otel denemelerinden sonra) sonucunda Florya'daki Güneş Motel'de bu
milletvekilleriyle bir araya gelmiştir. Bu görüşmelerde, hükümetin düşürülmesi
karşılığında bağımsızlara kurulacak yeni hükümette bakanlık vaat edilmiş ve
transferler bu şekilde resmileşmiştir. Demirel bu durumu "bir oya bir
bakanlık verilerek milli iradenin entrikaya kurban edilmesi" olarak
nitelemiştir.
Transferlerin
tamamlanmasıyla yeterli sayısal güce ulaşan CHP, 22 Aralık 1977 tarihinde
hükümet hakkında gensoru önergesi vermiştir. Gensoruda hükümetin; can ve mal
güvenliğini sağlayamadığı, cephecilik anlayışıyla ulusal birliği zedelediği ve
ekonomiyi iflasa sürüklediği iddia edilmiştir.
31
Aralık 1977 tarihinde mecliste yapılan güven oylaması tarihi bir sonuca
gebeydi. Yapılan oylamada hükümet, 218 kabul oyuna karşılık 228 ret oyu alarak düşürülmüştür.
Bu olay, Türk parlamento tarihinde bir hükümetin gensoru ile düşürüldüğü
ilk örnek
olarak kayıtlara geçmiştir. Başbakan Demirel derhal istifasını sunmuş,
Cumhurbaşkanı Korutürk ise 1 Ocak 1978'de hükümeti kurma görevini Bülent
Ecevit'e vermiştir.
İkinci
Milliyetçi Cephe Hükümetinin sonu, sadece bir koalisyonun dağılması değil, Türk
siyasetinde etik tartışmaların merkezine oturan milletvekili transferleri ve
pazarlıkların kurumsallaştığı bir dönüm noktasıdır. Hükümetin gensoru ile
düşürülmesinin ardından kurulan III. Ecevit Hükümeti de ülkedeki anarşi ve
ekonomik bunalımı dindirememiş, siyasal kutuplaşma 12 Eylül 1980 askeri
müdahalesine giden yolu daha da belirginleştirmiştir.
Dursun, Soner. Türk Siyasal Hayatında Milliyetçi
Cephe Hükümetleri (1975-1977). 7, sy 20 (2018): 425-40.
Ilımani̇, Arif. “Birinci
ve İkinci Milliyetçi Cephe Hükümetleri”. Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014.
Karataş, Murat.
“TÜRKİYE’NİN 1970’Lİ YILLARI VE MİLLİYETÇİ CEPHE HÜKÜMETLERİ”. Anadolu ve
Balkan Araştırmaları Dergisi 5, sy 10 (2022): 387-422.
https://doi.org/10.32953/abad.1139936.
Kaya, Yakup, ve Hüseyin
Şahin. TÜRK SİYASAL YAŞAMINDA MİLLİYETÇİ CEPHE HÜKÜMETLERİ DÖNEMİ. sy 19
(2018): 515-40.
Kuş, Yasin.
“Milliyetçilik ve Türkiye’de Milliyetçi Cephe Hükümetlerinin Kurulma ve Dağılma
Süreçleri”. Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
2018.
Uçar, Fuat. “Türk
Siyasetinde Cepheleşme Olgusuna Bir Örnek: Milliyetçi Cephe Hükümetleri”.
Doktora Tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014.
Usanmaz, Gamze.
“Türkiye’de Koalisyon Hükümetleri Bağlamında I. Milliyetçi Cephe Dönemi”. İnternational
SOCIAL SCIENCES STUDIES Journal 11, sy 7 (JULY) (2025): 1194-200.

Yorumlar
Yorum Gönder