Türk Siyasetinde Milliyetçi Cephe Hükümetleri

 

Milliyetçi Cephe

Türkiye’nin 1970’li yılları, Cumhuriyet tarihinin en buhranlı ve siyasal kutuplaşmanın zirveye ulaştığı dönemlerden biri olarak kabul edilir. 12 Mart 1971 askerî müdahalesi sonrasında oluşan "Ara Rejim" ve partiler üstü hükümet modelleri, ülkenin temel sorunlarını çözmekte yetersiz kalmış; bu durum koalisyon hükümetlerini yaygın bir yönetim biçimi haline getirmiştir. 1973 genel seçimlerinde hiçbir partinin tek başına iktidar olamaması üzerine kurulan CHP-MSP koalisyonunun 1974 yılında bozulması, Türk siyasetinde derin izler bırakacak olan "Milliyetçi Cephe" (MC) döneminin kapısını aralamıştır.

14 Ekim 1973 genel seçimlerinden sonra 26 Ocak 1974 tarihinde kurulan CHP-MSP koalisyonu, ideolojik zıtlıklar ve liderler arası uyumsuzluklar nedeniyle Eylül 1974’te bozulmuştur. Başbakan Bülent Ecevit’in, Kıbrıs zaferinin yarattığı popülariteyi sandıkta tek başına iktidara dönüştürmek amacıyla istifa etmesi, ülkeyi uzun süreli bir hükümet krizine sürüklemiştir. .

18 Eylül 1974’teki istifasının ardından Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, hükümeti kurma görevini önce Ecevit’e, ardından Süleyman Demirel’e vermiş ancak her iki lider de yeterli desteği bulamamıştır. Siyasal tıkanıklığı aşmak amacıyla Korutürk, kontenjan senatörü Sadi Irmak’ı "partiler üstü" bir hükümet kurmakla görevlendirmiştir. Ancak bu kabine, 29 Kasım 1974’teki güven oylamasında 450 üyeli meclisten yalnızca 17 kabul oyu alarak Cumhuriyet tarihinde güvenoyu alamayan ilk hükümet olarak tarihe geçmiştir. Yeni bir hükümet kurulamadığı için Irmak kabinesi, I. MC Hükümeti kurulana dek görevine vekâleten devam etmiştir.

Hükümet krizinin derinleştiği bu süreçte, sağ partilerin bir araya gelerek sola karşı bir blok oluşturması fikri güçlenmiştir. "Milliyetçi Cephe" ifadesi ilk kez Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) lideri Turhan Feyzioğlu tarafından dile getirilmiştir. Aydınlar Ocağı gibi milliyetçi-muhafazakâr çevrelerin de desteğiyle; antikomünizm, milliyetçilik ve hür teşebbüs gibi ortak paydalarda birleşen sağ partilerin ittifak yapması gerektiği savunulmuştur. 18 Aralık 1974’te AP, MSP, CGP ve MHP liderleri ortak bir bildiri yayınlayarak "Milliyetçi Cephe"nin temellerini resmen atmışlardır.

Süleyman Demirel başkanlığında bir sağ koalisyon kurulabilmesi için meclis çoğunluğu olan 226 sayısına ulaşılması gerekiyordu. O dönemde Milliyetçi Cephe partilerinin toplam sandalye sayısı (218) güvenoyu için yeterli değildi. Bu noktada, Demokratik Parti’den (Dp) ayrılan ve "Dokuzlar" olarak bilinen Saadettin Bilgiç ve arkadaşları kilit rol oynamıştır. Celal Bayar’ın da yönlendirmesiyle bu grup, "komünizm tehdidi karşısında" Demirel liderliğindeki sağ koalisyonu destekleme kararı alarak meclisteki sayısal dengeleri değiştirmiştir.

Cumhurbaşkanı Korutürk, 19 Mart 1975 tarihinde hükümeti kurma görevini Süleyman Demirel’e vermiştir. 31 Mart 1975 tarihinde 39. Cumhuriyet Hükümeti resmen kurulmuş ve koalisyon protokolü yayınlanmıştır. Kabinede görev dağılımı şu şekilde gerçekleşmiştir:

  • Adalet Partisi (AP): Başbakanlık dahil 16 bakanlık.
  • Milli Selamet Partisi (MSP): Başbakan yardımcılığı dahil 8 bakanlık.
  • Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP): Başbakan yardımcılığı dahil 4 bakanlık.
  • Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Başbakan yardımcılığı dahil 2 bakanlık.

Bu hükümet yapısında Necmettin Erbakan, Turhan Feyzioğlu ve Alparslan Türkeş başbakan yardımcılığı görevlerini üstlenmişlerdir. 12 Nisan 1975 tarihinde Millet Meclisi’nde yapılan güven oylamasında hükümet; 218 ret oyuna karşılık 222 kabul oyuyla (kıl payı) güvenoyu alarak resmen göreve başlamıştır.

Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti, Türk siyasal hayatında kutuplaşmanın kurumsallaştığı bir dönemin başlangıcını temsil eder. Seçimle iktidara gelen bu koalisyon, "milli beraberlik" iddiasıyla kurulmuş olsa da, meclis aritmetiğindeki hassas dengeler ve partiler arası ideolojik farklılıklar nedeniyle görev süresi boyunca çeşitli iç anlaşmazlıklarla boğuşmuştur.

"Komünizmle mücadele" ve "milliyetçi bir iktidar" parolasıyla yola çıkan bu koalisyon, görev süresi boyunca derinleşen toplumsal şiddet, kurumsal bölünmeler ve ekonomik darboğazlarla mücadele etmek zorunda kalmıştır.

I. MC dönemi iç politikasının en tartışmalı konularından biri kamu bürokrasisindeki geniş çaplı atamalardır. Muhalefet tarafından "memur kıyımı" olarak nitelendirilen bu süreçte, hükümet yaklaşık 150 bin yeni atama gerçekleştirmiştir. Koalisyon ortakları, kendilerine bağlı bakanlıkları adeta birer kale gibi kullanarak kendi ideolojilerine yakın isimleri göreve getirmiş; MSP ve MHP özellikle İçişleri ve Eğitim kadrolarında yoğun bir örgütlenme içine girmiştir.

Bu kadrolaşma mücadelesinin odak noktası ise TRT Genel Müdürü İsmail Cem’in görevden alınması olmuştur. Hükümet, Cem’i "komünizm propagandası yapmakla" suçlayarak görevden almış; yerine önce Nevzat Yalçıntaş’ı, ardından Şaban Karataş’ı atamıştır. Danıştay’ın Cem lehine verdiği göreve iade kararlarının hükümetçe uygulanmaması, yürütme ile yargı arasında derin bir hukuk krizine yol açmıştır.

I. MC Hükümeti, Başbakan Demirel’in yakınlarını ve üst düzey bürokrasiyi hedef alan ağır yolsuzluk iddialarıyla sarsılmıştır. "Mobilya Yolsuzluğu" olarak bilinen olayda, Yahya Demirel’in hayali ihracat yaparak haksız vergi iadesi aldığı öne sürülmüş ve konu meclis soruşturmalarına taşınmıştır. Aynı dönemde patlak veren Lockheed skandalı ise, Amerikan firmasının uçak satışları için Türk yetkililere rüşvet dağıttığı iddialarını gündeme getirmiş, ancak bu iddialara dair meclis araştırmaları siyasi engellere takılarak sonuçsuz bırakılmıştır.

Hükümet, ordu ile ilişkilerini dengede tutmaya çalışırken, kuvvet komutanlığı atamalarında siyasi tercihlerin ön plana çıkması gerginlik yaratmıştır. 1976 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığı atamasında yaşanan krizin ardından, 1977 seçimlerine günler kala Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun’un darbe hazırlığı iddiaları üzerine re’sen emekli edilmesi, sivil-asker ilişkilerinde en gerilimli noktayı oluşturmuştur.

Bu dönemde siyasal kutuplaşma sadece meclis ve sokakla sınırlı kalmamış, devletin en hassas kurumlarına sirayet etmiştir. Emniyet teşkilatı POL-DER ve POL-BİR olarak; öğretmenler ise TÖB-DER ve ÜLKÜ-BİR gibi ideolojik dernekler çatısı altında saflaşmıştır. Bu durum, asayişin sağlanmasında zafiyet oluşturmuş ve devlet otoritesini sarsmıştır.

I. MC dönemi boyunca üniversiteler ideolojik çatışmaların merkezi haline gelmiştir. Özellikle ODTÜ Rektörlüğü’ne Hasan Tan’ın atanması, okulda aylarca süren boykotlara, çatışmalara ve can kayıplarına neden olan büyük bir direnişi tetiklemiştir. Siyasi şiddet olaylarında hayatını kaybedenlerin sayısı her yıl katlanarak artmış; 1975’te 35 olan ölüm vakası, 1977’de 319’a yükselmiştir. Ayrıca Başbakan Demirel’e ve muhalefet lideri Ecevit’e yönelik fiziksel saldırılar ve suikast girişimleri (Gerede ve Çiğli olayları) bu dönemin karanlık yüzünü oluşturmuştur.

Sendikal alanda DİSK’in başını çektiği muhalefet, hükümetin yargı ve çalışma hayatına yönelik düzenlemelerine sert tepki göstermiştir. Hükümetin Devlet Güvenlik Mahkemelerini (DGM) yeniden yasalaştırma girişimi, DİSK tarafından "Genel Yas" adı verilen büyük çaplı grevlerle engellenmiştir. Aynı süreçte, işveren sendikası MESS ile DİSK arasındaki toplu sözleşme uyuşmazlıkları, sanayi üretimini felç eden uzun soluklu grevlere ve lokavtlara dönüşmüştür.

1976 ve 1977 İşçi sınıfı, 51 yıllık aradan sonra 1 Mayıs’ı ilk kez 1976 yılında Taksim Meydanı’nda barışçıl bir şenlik havasında kutlamıştır. Ancak 1 Mayıs 1977 mitingi, Türk tarihine "Kanlı 1 Mayıs" olarak geçmiştir. Miting sonunda açılan ateş ve çıkan panik sonucu 34 kişi hayatını kaybetmiş; bu trajedi MC hükümetine duyulan güvenin sarsılmasında ve toplumsal korkunun artmasında dönüm noktası olmuştur.

Türkiye’de 1970’li yılların ikinci yarısı, siyasal istikrarsızlığın ve toplumsal kutuplaşmanın derinleştiği bir dönemi temsil eder. Koalisyon ortakları arasındaki telafi edilemez görüş ayrılıkları, artan anarşi ve ekonomik buhran hükümetin sürdürülebilirliğini yitirmesine neden olmuştur. 1977 yılına girildiğinde I. MC hükümetinin ortakları olan Adalet Partisi (AP) ve Milli Selamet Partisi (MSP) arasındaki uyumsuzluk had safhaya ulaşmıştır. Başbakan Süleyman Demirel, MSP lideri Necmettin Erbakan’ın taleplerinden ve koalisyonun "parsellenmiş" yapısından kurtulmak amacıyla seçimlerin öne alınmasını istemiştir. AP ve ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), normalde Ekim 1977’de yapılması gereken seçimlerin 5 Haziran’a alınması konusunda mutabık kalmışlardır. MSP’nin içtüzük mekanizmalarını kullanarak bu kararı engelleme girişimleri, meclis içtüzüğünde yapılan değişikliklerle aşılmış ve erken seçim kararı 5 Nisan 1977’de resmen kabul edilmiştir. 5 Haziran 1977’de gerçekleşen genel seçimlerde CHP birinci parti çıksa da tek başına iktidar çoğunluğunu sağlayamamış; Başbakan Demirel 13 Haziran 1977 tarihinde istifasını sunarak I. MC dönemini resmen noktalamıştır.

1977 seçim kampanyası dönemi, Türk siyasi tarihinin en şiddetli ve kargaşalı süreçlerinden biri olmuştur. Özellikle CHP lideri Bülent Ecevit’e yönelik saldırılar bu döneme damga vurmuştur. Ecevit’in Gerede, Niksar ve Elazığ mitinglerinde taşlı ve silahlı saldırılar düzenlenmiş; birçok CHP’li yaralanmıştır.

Bu süreçteki en kritik olay 29 Mayıs 1977 tarihinde İzmir Çiğli Havalimanı’nda yaşanmıştır. Ecevit’e yönelik bir suikast girişimi olarak nitelendirilen olayda, bir polisin silahından çıkan kurşun Ecevit’in yanındaki Mehmet İsvan’ı yaralamıştır. Olayın hemen ardından 2 Haziran’da Başbakan Demirel, Ecevit’e "gizli" ibareli bir mektup göndererek, 3 Haziran’daki Taksim mitinginde Sheraton Oteli’nden kendisine dürbünlü silahla ateş açılacağı ihbarını iletmiştir. Ecevit, tüm risklere rağmen mitingi gerçekleştirmiş ve büyük bir kalabalığa hitap etmiştir.

Gergin bir atmosferde yapılan 5 Haziran 1977 genel seçimlerinde CHP, %41,4 oy oranı ve 213 milletvekili ile birinci parti çıkmıştır. Ancak bu sonuç, salt çoğunluk olan 226 vekil sayısına ulaşmaya yetmemiştir. AP oylarını artırarak %36,9 ile 189 vekil çıkarırken; MSP ciddi bir kan kaybı yaşayarak 24 vekile gerilemiş, MHP ise oylarını neredeyse iki katına çıkararak 16 milletvekiliyle meclise girmiştir. Bu aritmetik, parlamentonun sağ ve sol bloklar arasında keskin bir şekilde bölündüğünü ve bir koalisyonun kaçınılmaz olduğunu ortaya koymuştur.

Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, hükümeti kurma görevini ilk olarak en çok oyu alan CHP’nin lideri Bülent Ecevit’e vermiştir. Ecevit, diğer partilerden beklediği desteği bulamayınca 21 Haziran 1977’de bir azınlık hükümeti kurmuştur. AP tarafından "Çankaya Hükümeti" olarak adlandırılan bu kabine, güvenoyu almayı beklemeden geniş çaplı atamalar ve "memur kıyımı" olarak nitelenen görevden almalar başlatmıştır. Ancak AP, MSP ve MHP blok halinde hareket ederek 3 Temmuz 1977’deki güven oylamasında 229 "ret" oyuyla hükümeti düşürmüştür.

Ecevit’in istifasının ardından görev Süleyman Demirel’e verilmiştir. "Milliyetçi Partiler Topluluğu" olarak adlandırılan AP, MSP ve MHP liderleri, "sola geçit vermemek" hedefiyle bir araya gelmişlerdir. Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) bu kez "sağ cephe" içinde yer almayı reddederek CHP-AP koalisyonunu savunmuş, ancak bu öneri Demirel tarafından karşılık bulmamıştır.

Uzun süren bakanlık pazarlıklarının ardından 21 Temmuz 1977’de II. MC hükümeti kurulmuştur. Kabinede AP 15, MSP 8 ve MHP 5 bakanlık almıştır. Hükümet programı, komünizmle mücadele ve ağır sanayi hamlesi gibi ideolojik vurgular üzerine bina edilmiştir. 1 Ağustos 1977’de yapılan güven oylamasında II. MC hükümeti, 229 "evet" oyuyla parlamentodan güvenoyu alarak resmen göreve başlamıştır.

İkinci Milliyetçi Cephe hükümeti, meclis aritmetiğinin zorlaması ve sağ partilerin antikomünist bloklaşma arzusuyla hayat bulmuştur. Ancak bu hükümet, henüz kurulma aşamasında başlayan AP içi muhalefet ve koalisyon ortaklarının uyumsuzlukları nedeniyle Türkiye’nin kronikleşen sorunlarına uzun vadeli çözümler sunmakta zorlanacak bir yapı arz etmiştir.

II. MC Hükümeti’nin güvenoyu almasından sonra karşılaştığı ilk ciddi kurumsal sorun, Millet Meclisi başkanının bir türlü seçilememesi olmuştur. 1977 seçimlerinden sonra oluşan yeni parlamentoda, Cumhuriyet Senatosu başkanlığına CHP’li Sırrı Atalay seçilmiş olsa da Millet Meclisi’nde çoğunluk sağlanamadığı için başkanlık makamı uzun süre boş kalmıştır.

Hükümet ortakları olan AP ve MHP, Meclis başkanının AP’li bir milletvekili olması konusunda görüş birliğine varmış, ancak MSP lideri Necmettin Erbakan bu makamın kendi partisinden bir isme verilmesi gerektiğini savunarak itiraz etmiştir. MSP, AP’nin adayını desteklemek karşılığında TRT Genel Müdürlüğü, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarlığı ve İstanbul Valiliği gibi stratejik makamlara atanacak isimlerin kendileri tarafından belirlenmesini şart koşmuştur. Bu uzlaşmazlık nedeniyle seçimler 38. tura kadar uzamış ve parlamento aylarca işlevsiz kalmıştır. Siyasi tıkanıklık, 17 Kasım 1977 tarihinde MHP’nin CHP’li bir adayı destekleme kararı almasıyla aşılmıştır. MHP’nin bu hamlesi sonucunda CHP’li Cahit Karakaş, 227 oyla Meclis başkanı seçilmiştir. Bu işbirliği, koalisyonun en küçük ortağı olan MHP’nin parlamenter demokrasiye bağlılığını kanıtlama ve merkeziyetçi bir rol üstlenme çabası olarak değerlendirilmiştir.

II. MC Hükümeti döneminde iç politikanın en yakıcı meselesi, önü alınamayan anarşi ve siyasal şiddet olaylarıdır. Hükümetin kurulmasını takip eden ilk iki buçuk aylık süreçte dahi 117 kişi hayatını kaybetmiş, 910 kişi yaralanmıştır. Şiddet eylemleri özellikle üniversiteler ve öğrenci yurtları üzerinden topluma yayılmış, "kurtarılmış bölgeler" kavramı bu dönemde belirginleşmiştir.

Bu kaos ortamında İçişleri Bakanı Korkut Özal, asayişi sağlamak amacıyla "Fazilet Operasyonu" adı verilen geniş kapsamlı bir güvenlik harekâtı başlatmıştır. Özal, emniyet teşkilatı içerisinde yeni bir ekip kurarak, Başbakan Demirel’in başlangıçtaki direncine rağmen hazırladığı kapsamlı kararnameyi Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e imzalatmayı başarmıştır. Operasyon kapsamında özellikle İstanbul’da yürütülen çalışmalar sonucunda siyasal şiddet eylemlerinde geçici bir azalma kaydedilmiştir. Ancak yerel seçim atmosferine girilmesiyle birlikte bu durağanlık sona ermiş ve anarşi yeniden tırmanışa geçmiştir.

Hükümet ile Cumhurbaşkanlığı makamı arasında yaşanan en gerilimli iç politika gelişmelerinden biri Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK) ataması sürecidir. I. MC döneminde darbe hazırlığı iddialarıyla re’sen emekli edilen Namık Kemal Ersun’un ardından boşalan bu makam için hükümet, Ali Fethi Esener’i önermiştir. Ancak Cumhurbaşkanı Korutürk, kıdem esasına aykırı bulduğu bu atamayı onaylamamıştır.

Hükümetin Esener isminde ısrar etmesi, ordunun üst kademesinde ciddi bir hiyerarşi krizine yol açmıştır. Süreç sonunda generaller Adnan Ersöz, Şükrü Olcay ve Ali Fethi Esener emekliye ayrılmak zorunda kalmışlardır. Bu tasfiyeler sonucunda, asıl bekleme listesinde olmayan ve emekliliğini bekleyen Ege Ordu Komutanı Kenan Evren, "bir mucize gerçekleşmiş" gibi KKK makamına atanmıştır. Evren’in bu göreve getirilmesi, görev süresi dolmak üzere olan Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın yerine geçmesinin de önünü açmıştır. Kenan Evren, KKK olduğu ilk günlerde dahi sivil idarenin gidişatından duyduğu rahatsızlığı anılarında dile getirmiş ve 12 Eylül darbesine giden sürecin asker kanadındaki fikri temellerini bu dönemde pekiştirmiştir.

İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti’nin bu dönemi, parlamenter sistemin kendi başkanını seçmekte dahi zorlandığı, asayişin ancak geçici operasyonlarla sağlanabildiği ve askeri atamaların siyasi pazarlık konusu haline geldiği bir süreçtir. Meclis başkanlığı seçimindeki tıkanıklık ve askeri kademelerdeki sıra dışı değişimler, devlet kurumları arasındaki uyumun zayıfladığını ve sistemin giderek bir yönetim krizine sürüklendiğini göstermiştir.

Türkiye’nin 1970’li yılları, siyasal istikrarsızlığın ve toplumsal kutuplaşmanın yanı sıra derin ekonomik bunalımların yaşandığı bir dönemdir. 1973 seçimleri sonrası ortaya çıkan parçalanmış parlamento yapısı, Milliyetçi Cephe (MC) hükümetlerini doğurmuştur. Bu hükümetler dönemi, içte anarşi ve ekonomik darboğazla, dışta ise Kıbrıs meselesi ve ambargo baskılarıyla şekillenmiştir.

Milliyetçi Cephe hükümetleri, 1973 Petrol Krizi'nin küresel etkileri ve 1974 Kıbrıs Harekâtı sonrası uygulanan uluslararası kısıtlamaların gölgesinde bir ekonomi devralmıştır.

  • Petrol Krizi ve Enflasyon: 1973'te OPEC'in petrol fiyatlarını dört katına çıkarması, ithalata bağımlı olan Türkiye ekonomisini derinden sarsmıştır. Bu enerji maliyetleri ve KİT'lerdeki popülist yaklaşımlar enflasyonu körüklemiş; 1974'te %29,9 olan enflasyon, MC döneminde 1977'de %24,1 seviyelerinde seyretmiştir.
  • Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) ve Borçlanma: Hükümet, döviz darboğazını aşmak için Mayıs 1975'te DÇM sistemini yeniden hayata geçirmiştir. Bu sistem kısa vadeli döviz girişi sağlasa da, yüksek faiz yükü ve devlet garantisi nedeniyle Merkez Bankası'nın bilançosunda büyük zararlara ve uzun vadede ekonomik çöküşe zemin hazırlamıştır.
  • 70 Sente Muhtaç Dönemi: Özellikle II. MC döneminde döviz rezervleri tükenmiş, Türkiye dış borçlarını ödeyemez hale gelerek temel ihtiyaç maddelerinde (yağ, tüp gaz, benzin) ağır kıtlıklar ve kuyruklar yaşamıştır.

Eğitim alanı, MC hükümetlerinin "milli ve manevi değerlere bağlı nesiller yetiştirme" hedefinin merkezinde yer almıştır.

  • İmam Hatip Liseleri (İHL): MSP'nin koalisyon içindeki etkisiyle İHL sayısında patlama yaşanmıştır. MC döneminde 230'dan fazla yeni İHL açılmış, bu okullar genel liselere denk sayılarak mezunlarına doğrudan üniversite yolu açılmıştır. MSP ayrıca bu mezunların Harp Okullarına alınması için baskı yapsa da bu talep AP ve askeri çevrelerce reddedilmiştir.
  • Üniversiteler ve Kutuplaşma: Üniversite sayısı 8'den 16'ya çıkarılmış; Cumhuriyet, Uludağ ve Fırat gibi yeni üniversiteler kurulmuştur. Ancak eğitim ortamı sağ-sol çatışmalarının merkezi haline gelmiş, 1975 yılı "eğitimsiz yıl" olarak adlandırılacak kadar boykot ve işgallerle geçmiştir. Özellikle ODTÜ Rektörlüğü'ne Hasan Tan'ın atanması, aylarca süren çatışmalara ve okulun kapanmasına neden olan büyük bir direnişi tetiklemiştir.

Dış politikada Kıbrıs meselesi ve bunun uzantısı olan ambargolar en temel gündemi oluşturmuştur.

  • Türkiye-ABD İlişkileri ve Ambargo: 1974 Kıbrıs Harekâtı ve haşhaş ekiminin yeniden serbest bırakılması nedeniyle ABD Kongresi, 1975-1978 yılları arasında Türkiye'ye silah ambargosu uygulamıştır. MC Hükümeti bu baskıya boyun eğmeyerek 25 Temmuz 1975'te İncirlik hariç tüm ABD üslerine el koymuş ve Türk bayrağı çekmiştir.
  • Türkiye-Yunanistan İlişkileri: Ege Denizi'nde kıta sahanlığı, hava sahası (FIR hattı) ve adaların silahsızlandırılması konularında gerginlik zirveye çıkmıştır. Türkiye, Yunanistan'ın silahlanma hamlesine karşı NATO dışı olan Ege Ordusu'nu (4. Ordu) kurmuş ve Sismik-I (Hora) gemisiyle Ege'de petrol araması yaparak kararlılığını göstermiştir.
  • Türkiye-AET İlişkileri: Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile ilişkiler, Yunanistan'ın tam üyelik başvurusu ve Kıbrıs meselesi nedeniyle donma noktasına gelmiştir. MSP ve MHP'nin "Hıristiyan Kulübü" olarak gördükleri AET'ye karşı ideolojik direnci, Türkiye'nin ortaklık yükümlülüklerini dondurmasına yol açmıştır.
  • Türkiye-SSBC İlişkileri: Batı'dan gelen ambargo ve kısıtlamalar, MC hükümetlerini ideolojik zıtlığa rağmen Sovyetler Birliği ile yakınlaşmaya itmiştir. Bu dönemde SSCB'den sağlanan kredilerle İskenderun Demir-Çelik Fabrikası gibi dev sanayi tesisleri açılmış, Türkiye sosyalist blok dışındaki en büyük Sovyet yardım alıcısı haline gelmiştir.
  • Türkiye-Bulgaristan İlişkileri: İlişkiler göçmen sorunları ve enerji ihtiyacı üzerine kurulmuştur. Türkiye, döviz darboğazı nedeniyle santrallerini çalıştıramayınca Bulgaristan'dan elektrik ithal etmiş; ancak ödeme yapılamayınca Bulgaristan 1977'de elektrik sevkiyatını kısıtlamıştır.

Milliyetçi Cephe hükümetleri, Türkiye'nin en zorlu dönemlerinden birinde antikomünist bir blok olarak görev yapmış; ancak koalisyon içi uyumsuzluklar ve küresel konjonktür nedeniyle ekonomik krizi ve anarşiyi durdurmakta yetersiz kalmıştır. Bu dönemde atılan ağır sanayi adımları ve dış politikadaki dik duruş, ülkenin içinde bulunduğu imkânsızlıklar ve dış baskılarla sınırlı kalmıştır.

21 Temmuz 1977 tarihinde Süleyman Demirel başkanlığında Adalet Partisi (AP), Milli Selamet Partisi (MSP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ortaklığıyla kurulan İkinci Milliyetçi Cephe (II. MC) Hükümeti, Türk siyasal hayatının en istikrarsız dönemlerinden birini temsil eder. 5 Haziran 1977 genel seçimlerinden sonra ortaya çıkan parçalanmış parlamento yapısı ve sağ partilerin "sola geçit vermeme" arzusuyla kurulan bu koalisyon, kuruluşundan itibaren hem hükümet içi anlaşmazlıklar hem de güçlü bir parlamento dışı ve içi muhalefetle karşı karşıya kalmıştır.

II. MC Hükümetinin geleceğini belirleyen en kritik dönüm noktası 11 Aralık 1977 yerel seçimleri olmuştur. Muhalefet lideri Bülent Ecevit, bu seçimleri mevcut hükümet için bir "referandum" olarak nitelendirmiş ve parlamentonun kilidinin bu seçimlerle açılacağını iddia etmiştir.

Seçim sonuçları, iktidar bloğu için ağır bir yenilgi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) için ise büyük bir zafer olmuştur. CHP, 67 il merkezinden 42'sini kazanırken, AP 15, MHP 5 ve MSP 3 belediye başkanlığında kalmıştır. İl genel meclisi oylarında CHP %41,8'e ulaşırken AP %37,1'de kalmıştır. Bu sonuçlar, halkın II. MC Hükümetine olan desteğini çektiği şeklinde yorumlanmış ve Ecevit'i hükümeti düşürme konusunda cesaretlendirmiştir.

düşürülme süreci sadece dış muhalefetle değil, bizzat iktidarın büyük ortağı AP içindeki derin çatlaklarla başlamıştır. AP içindeki muhalefetin temel gerekçesi, MSP ve MHP'ye verilen aşırı tavizler ve devlet kadrolarının bu partilerce "parsellendiği" (parselasyon) iddiasıdır.

Muhalefetin öncülüğünü yapan Konya Milletvekili Oğuz Atalay, 7 Ekim 1977'de Demirel'e yönelik sert eleştirilerde bulunarak AP'nin halk nezdinde güven kaybettiğini ve Demirel'in çekilmesi gerektiğini savunmuştur. Kamran İnan gibi isimlerin de yer aldığı bu muhalif grup, koalisyon ortaklarının (özellikle MSP) uzlaşmaz tavırlarından ve Başbakan'ın bu duruma sessiz kalmasından rahatsızlık duymaktaydı.

Yerel seçim sonuçlarının yarattığı atmosferde CHP, hükümeti düşürmek için gerekli olan milletvekili sayısına ulaşmak amacıyla AP içindeki küskünlerle temasa geçmiştir. Türk siyasi literatürüne "Güneş Motel" olarak geçen olay, bu transfer pazarlıklarının zirve noktasıdır.

Seçimlerin yapıldığı 11 Aralık günü Oğuz Atalay, Mustafa Kılıç ve Şerafettin Elçi AP'den istifa ederek MC'nin meclis çoğunluğunu (225 sandalyeye düşürerek) fiilen bitirmişlerdir. Takip eden günlerde istifalar devam etmiş; Mete Tan, Güneş Öngüt, Hilmi İşgüzar gibi isimlerin katılımıyla grup "11'ler" (daha sonra bağımsız Ali Rıza Septioğlu'nun katılımıyla 12'ler) olarak anılmaya başlanmıştır.

Bülent Ecevit, basından gizli tutmaya çalıştığı bir dizi toplantı (Kalyon Otel ve Çınar Otel denemelerinden sonra) sonucunda Florya'daki Güneş Motel'de bu milletvekilleriyle bir araya gelmiştir. Bu görüşmelerde, hükümetin düşürülmesi karşılığında bağımsızlara kurulacak yeni hükümette bakanlık vaat edilmiş ve transferler bu şekilde resmileşmiştir. Demirel bu durumu "bir oya bir bakanlık verilerek milli iradenin entrikaya kurban edilmesi" olarak nitelemiştir.

Transferlerin tamamlanmasıyla yeterli sayısal güce ulaşan CHP, 22 Aralık 1977 tarihinde hükümet hakkında gensoru önergesi vermiştir. Gensoruda hükümetin; can ve mal güvenliğini sağlayamadığı, cephecilik anlayışıyla ulusal birliği zedelediği ve ekonomiyi iflasa sürüklediği iddia edilmiştir.

31 Aralık 1977 tarihinde mecliste yapılan güven oylaması tarihi bir sonuca gebeydi. Yapılan oylamada hükümet, 218 kabul oyuna karşılık 228 ret oyu alarak düşürülmüştür. Bu olay, Türk parlamento tarihinde bir hükümetin gensoru ile düşürüldüğü ilk örnek olarak kayıtlara geçmiştir. Başbakan Demirel derhal istifasını sunmuş, Cumhurbaşkanı Korutürk ise 1 Ocak 1978'de hükümeti kurma görevini Bülent Ecevit'e vermiştir.

İkinci Milliyetçi Cephe Hükümetinin sonu, sadece bir koalisyonun dağılması değil, Türk siyasetinde etik tartışmaların merkezine oturan milletvekili transferleri ve pazarlıkların kurumsallaştığı bir dönüm noktasıdır. Hükümetin gensoru ile düşürülmesinin ardından kurulan III. Ecevit Hükümeti de ülkedeki anarşi ve ekonomik bunalımı dindirememiş, siyasal kutuplaşma 12 Eylül 1980 askeri müdahalesine giden yolu daha da belirginleştirmiştir.

Kaynakça:

Dursun, Soner. Türk Siyasal Hayatında Milliyetçi Cephe Hükümetleri (1975-1977). 7, sy 20 (2018): 425-40.

Ilımani̇, Arif. “Birinci ve İkinci Milliyetçi Cephe Hükümetleri”. Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014.

Karataş, Murat. “TÜRKİYE’NİN 1970’Lİ YILLARI VE MİLLİYETÇİ CEPHE HÜKÜMETLERİ”. Anadolu ve Balkan Araştırmaları Dergisi 5, sy 10 (2022): 387-422. https://doi.org/10.32953/abad.1139936.

Kaya, Yakup, ve Hüseyin Şahin. TÜRK SİYASAL YAŞAMINDA MİLLİYETÇİ CEPHE HÜKÜMETLERİ DÖNEMİ. sy 19 (2018): 515-40.

Kuş, Yasin. “Milliyetçilik ve Türkiye’de Milliyetçi Cephe Hükümetlerinin Kurulma ve Dağılma Süreçleri”. Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018.

Uçar, Fuat. “Türk Siyasetinde Cepheleşme Olgusuna Bir Örnek: Milliyetçi Cephe Hükümetleri”. Doktora Tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014.

Usanmaz, Gamze. “Türkiye’de Koalisyon Hükümetleri Bağlamında I. Milliyetçi Cephe Dönemi”. İnternational SOCIAL SCIENCES STUDIES Journal 11, sy 7 (JULY) (2025): 1194-200.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Adnan Menderes'in İdam İle Sonlanan Trajik Hayat Hikayesi

Türkiye'de Siyasal İslam'ın Kısa Tarihi ( 1923 - 2002 )

Türk Siyasetinin İlk Muhalefet Partisi: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası